• Demokrasi,diktatörlük,hümanizm ve faşizm, adalet ve zulüm kavramları bizim değer yargılarımızdır:
    Öğrenilmiş değer yargılarımız!
  • SPOİLER İÇERİ.

    Dostoyevski eserinde tasarlayarak bir cinayet işleyen hukuk öğrencisi rodion romanoviç raskolnikov’un, onu cinayet işlemeye sürükleyen düşüncelerini, vicdan muhasebesini ve yaşadığı buhranları hem onun kişisel dünyası ve bilinçaltı üzerinden hem de kurduğu insan ilişkileri etrafında diyalojik bir zeminde gösterdiği tutarsızlıklar ve geçirdiği dönüşümler üzerinden anlatır. bu bağlamda eser aynı zamanda, yasalar nezdinde sınırları çizilen suç kavramını, ortaya koyulan eylemin kişinin toplumsal konumuna bağlı olarak yasa karşısında kazandığı anlamı ve yasanın meşruiyeti sorgular. bununla birlikte suçlunun, yani raskolnikov’un vicdanında kurduğu ve onun kendi iç çatışmalarından kaynaklanan karşıt fikirlerin roman boyunca çatıştığı mahkemede, ortaya konulan eylemin bir suç olup olmadığı ayrıca sorgulanır.


    suç ve cezanın yazıldığı dönemin koşulları ve bu dönemde ortaya çıkan fikirler; romanda kahramanımız raskolnikovu cinayete sürükleyen süreci ve onun işlediği cinayeti farklı insanlar nezdinde meşrulaştırmak ve vicdanını rahatlatmak için ileri sürdüğü birtakım gerekçeleri toplumsal ve düşünsel yönüyle anlamak bakımından oldukça önemlidir.
    nitekim dostoyevski mektubunda, yoksulluk içinde yaşamını sürdürmeye çalışan, havada uçuşan yarım yamalak fikirlerin etkisiyle cinayet işleyen bir genci anlattığını söyler. zira raskolnikov olağan ve olağanüstü olarak ikiye ayırdığı insanlardan olağan sınıfa girenlerin yasaya ve düzene her yönüyle tabi olduğunu, diğerlerinin ise toplumsal yaşamı ve tarihin akışını değiştiren büyük eylemlere girişen insanlar olarak amaçları uğruna kan dökmelerinin olağan kabul edildiğini ve onları bir yasanın yargılamadığını savunur. elbette sunduğu gerekçeler raskolnikov’un yaşadığı buhran ve iç çatışmalarına dayalı olarak roman ilerledikçe farklılaşacaktır.


    19. yüzyılda rus toplumu, pek çok ülkede yaşandığı gibi fransız ihtilali’nden sonra dünyaya yayılan otokratik, klerikal ve feodal devlet düzenini sarsan düşünce akımlarından derinden etkilenmişti.
    bu dönemde rus çarlığında serflik kaldırılmış, köle statüsündeki insanlar özgürleşmiş, bununla birlikte büyük toprak sahipleri hem ekonomik güçlerini hem de istihdam ettikleri serflere bağlı olarak sahip oldukları ekonomik güce dayalı olan siyasi otorite üzerindeki nüfuzlarını yavaş yavaş yitirmeye başlamışlardı. ayrıca rus entelektüelleri, ortodoks kilisesinin toplumsal yaşamdaki ve devlet düzenindeki (çarlık rejiminin de dayanağı olan) belirleyici etkisini ve gücünü ortadan kaldırmak istiyorlardı. bu talep dine ve onun kurallarına bağlı olarak şekillenmiş insan aklının ve iradesinin özgürleşmesini, yaşamın dini kurallara değil, insanlığın kazanımı olan demokrasi, özgürlük, eşitlik ile hak ve hürriyetler üzerinden yeniden kurulmasını dolayısıyla sekülerleşmesini, iktidarın dünyevileşmesini ve toplumsallaşmasını (sonraki yıllarda bütün iktidar sovyetlere mottosunda cisimleşeceği üzere) ifade ediyordu.


    bu dönem, sosyalist, anarşist, nihilist ve milliyetçi düşünce akımlarının etkili olduğu ve rus toplumunda tanınmaya ve toplumsal yaşamda ve siyasi mücadelede etkili olmaya başladığı bir dönemdi.
    nitekim o dönemde özgürlük ve ekonomik eşitlik talepleri etrafında başlayan büyük siyasi mücadeleler, çalkantılar ve bunlara bağlı olarak ortaya çıkan grevler, katliamlar, siyasi suikastlar, çarlık tarafından illegal ilan edilen fikirler ve örgütlerin mücadelesi ekim devrimi’ni doğuran siyasi ve toplumsal koşulları hazırlamıştı. kısacası romanın yazıldığı 19. yüzyıl, taşıdığı büyük siyasal ve toplumsal devinim yönüyle, bir sonraki asrın evrensel çapta politik iklimini alt üst edecek gelişmelere kapı aralamış bir dönem olması sebebiyle oldukça önemli ve belirleyici olmuştur. nitekim romanda raskolnikov haricinde, razumihin, porfiriy, lujin ve oda arkadaşı lebezyatnikov tarafından bu fikirlerin dile getirildiğini ve tartışıldığını görürüz.

    kısacası suç ve ceza, bir romandan fazlası...
  • Evet ,İslamiyet bir kanun ve nizam hakimiyeti (nomokrasi)dir. Batı'nın gerçekleştirmeğe çalıştığı eşitliği çoktan fethetmiştir. Demokrasinin ta kendisidir İslâmiyet.
    Cemil Meriç
    Sayfa 173 - İletişim Yayınları
  • İki asır önce basılan bir ikonoloji kitabında , kadın olarak tasvir edilmiş demokrasi;alnında asma yapraklarından bir taç ,sırtında kaba giysiler ; bir elinde nar ,ötekinde yılan.
    Her çağ kendi rüyalarını , kendi emellerini söyletmiş kelimeye; her demagog kendi yalanlarını . Uğrunda sel gibi kan akıtılmış .
    Nedir bu demokrasi?
    Cemil Meriç
    Sayfa 171 - İletişim Yayınları
  • Demokratik nizam eski yunanlarda oluşturulan bir düzendir yunancada demos halk krtos ise iktidar anlamında yani halkın yönetimi halkın hakimiyeti anlamina gelir günûmuzde halkın büyük bir çoğunluğu demokrasiyi sadece seçim olarak biliyor. Aslinda demokrasi insani kendi nizamini kendisi kurmasi fikrinden gelir. Yani millet nizamlar koyan kendilerini yönetmek ićin yöneticiler kiralayan dilediği zaman onlarda yönetimi devr alır anlayacağimiz özere demokratik nizamda egemenlik halka verilir. Yani halk başlı başına yasamanın kaynağıdır halk belirler, halk seçer, halk yapar, halk yasalaştırır.
    Bu anlattıklarım doğrudan demokrasi içindir ki buda eski yunanlarda kuçuk yerleşkelerde sadece uygulandi günumuzde uygulanması imkansizdir bunun yerine kral ve kilisenin yönetimine karşi fransiz devriminde sonra temsili demokratik nizam (temsili hükumet) uygulanmaya bašladi
    Fransiz devriminde sonra uygulanan temsili demokrasi 4 temel esas fikir vardir bunlar
    1) mulkiyet özğürlugu
    2)sahsiyet özgürluğu
    3) fikir özgürlugu
    4) din özgurluğu
    Mülkiyet özgurluğu kapitalist iktisadi sistemini doğurmakla beraber sömürgeciliğin hukuksal yolunuda açmiştir. Gunumuzde uygulanan temsili demokratik sistem ise oligaršik/despotik bir sistemdir aptal insanlar anlamasada kapitalizmin sömürüsünü perdeleyen bir simgedir.
    Temsili demokratik sistemde arkada görünmeyen burjivazi kendilerine binek olarak seçtiği partileri ve yöneticileri halka sunar ve halka sadece kendi seçtikleri secenekleri sunarlar halk sadece bu secenekler arasinda seçim yapma özgürlugune sahiptir. Ki bazen toplumda olan milletçi vatanci ve dini duygulari hoşnut ederekte halka istenilen seçenekte seçtirilir temsili demokratik sistemde kapitalist partiler tahterevalliye biri çıkıp biri iniyor bilirsiniz sizde tahterevalliyde hep gıcırdama sesi gelir ha işte o tahta kalasın sesi değil inliyen halkın sesidir temsili demokratik sistem var olan sorunlarin asil kaynaği ve sorunlari çözume kavuşmamasi nedenide bu sistemin çözümsüzlüğüdur. Bu sistemde doğruluğun ölçütu parmak hesabi, çoğunluğa baş vurmadır . Gerçekte olan doğruluğun ölçütü bunlar değildir akli metodan olma ve vakayla mutabiliktir.
    Yönetim şekli, tatbik edilecek ideoloji ve bu ideolojinin nizamı halka sunmak aptalliktir fikilerin doğruluğun ölçütü halka sunularak bulunamaz
  • Düşünmek insan üzerine düşünmek , mutlaka yasak bölgelerden birkaçına dalıp çıkmakla olur . Zaten demokrasi ve liberalizm yasak bölgeleri kaldırmak manasına gelir .
    Cemil Meriç
    Sayfa 55 - İletişim Yayınları
  • Kim derse demokrasi,
    Saymalı onu asi,
    Kırılmalı kafası
    Böyle olur siyasi!