• "Dünyaya karşı demokrasi göstermeligimiz bir Demokrat Parti'miz var.Amerikalılardan 150 milyon borç alacak kadar hürriyetimiz var.Ağaçlar bu yıl boy atmadı,otobüste kaba ettime kıymık battı,bu nasıl hükümet diye kokmaz bulaşmaz tavşan tersi muhalefetlerile apartıman diken muhalif gazetecilerimiz var.Herkes diledigi gibi düşünmekte düşündüğünü yazmakta serbesttir diyen Başbakanımız var.
    Evet bütün bu bol hürriyet numaraları , demokrasi var,muhalefet canbazlığı arasında şu küçücük mizah gazetesini çıkarmağa imkan yok .
    Markopaşa meğer ne kadar büyük bir kuvvetmiş.Biz onlardan onlar bizden korkuyor.Korku dağları beklermiş,şimdi matbaaları bekliyor.Hiçbir matbaa markopaşayı basmıyor.Muharrirleri nezaret altına alınır,mahkemeye verilir.Tehdit edilir.Sözüm ona rekabet maksadile sürülerek mizah gazetsi çıkartılır
    Ey bir cılız kalemden dile gelen hakikat.Sen devlere bile korkutacak kadar mı korkuçsun ...
  • Siyasi Rejimler
    Siyasi Rejimler kitabı Paris Hukuk ve İktisat Fakültesi Profesörü Maurice Duverger'in küçük bir inceleme kitabı, Duverger'in bu kitabını iki farklı baskıdan takip ettim, birinci olarak Remzi Kitabevinden çıkan Yaşar Gürbüz çevirisi; bu çevirinin dili biraz ağır olabilir ama cümleleri daha düzgün ve kolay anlaşılır ancak benim elimde olan 2. baskıda bir çok basım hataları var, sayfalar tekrar ediyor ve yerine geçtiği sayfa eksik oluyor. Diğer baskısı ise İletişim Yayınları, Cep Üniversitesi serisinden çıkan Teoman Tunçdoğan çevirisi ki bu baskı için de cümlelerinin kelimeleri daha tanıdık ama anlaşılması daha zor diyebilirim, bu baskıda da bir yerde sayfa atlanmış, İletişim Yayınları kitabı Fransız kültür hayatında önemli olarak belirttikleri Ne Biliyorum serisinin Türkçeleştirmesi kapsamında okuyucuya sunuyor. Remzi Kitabevi ise kitabı Kültür Serisi adı altında, Duverger'in 4 yıl öğrencisi olmuş birisinin çevirisiyle sunuyor.

    Duverger, dünyada üniversitelerde kitapları en çok okutulan düşünürlerdenmiş, ben bu kitabı üzerinden bu özelliğine yorum yapacak olursam; benim açımdan Duverger'in en ilgi çekici özelliği uygulanan yönetim ile yazıtsal kaynaklar bakımından güzel bir ayrımla konuları incelemesi; bunu zaten Duverger kitabının başında belirtiyor, söylüyor ki, bu devirler en çok yasa yapılıp en çok çiğnendiği zamanlardır, o da genelde akademisyenlerin yaptığı sadece bilimsel incelemeyi bırakıp olaylar, tarihsel yapılar tepkiler açısından devlet kurumlarını ve yönetim yapılarını inceliyor.

    Kitap ilk başta yönetim, yönetilen, yöneten, demokrasi gibi kelimelerin yoğunlaştığı bir anlatımla rejim incelemesinden çok teorik incelemelere gidiyor, daha sonrasında dünyayı etkileyen İngiliz rejimini genellikle Fransa ve Kıta Avrupası geneliyle karşılaştırarak anlatıyor, burada yaptığı anlatımda, bu ülkede bu yapı şu şekilde düzenlenmiş demek yerine toplumsal farkları, oluşum, gelişim farklarını açığa koyarak okuyucunun zihninde daha mantıklı bir kurgu oluşmasını sağlıyor.

    İngiliz rejiminden sonra en uzun süredir uygulanmakta olan Amerikan Anayasasından yine bahsettiğim şekilde oluşum dinamikleriyle, toplumsal süreçleriyle bahsederek bunu da Güney Amerika ülkeleri ve yine Kıta Avrupası ülkeleri açısından karşılaştırarak incelerken bu ülkelerdeki İngiliz etkilerini de göz önüne koyuyor.

    Amerikan rejiminden sonra ise SSCB rejimini inceliyor ve bu inceleme sırasında da Balkan ülkeleri ve demirperde rejimlerini soğuk savaş etkisi altında ele alıyor, anlamakta en çok zorlandığım bölüm burası oldu diyebilirim çünkü en çok teknik ayrıntıyı burada vermiş yazar, bunun da nedenini büyük ve yeni doğmuş bir yönetim biçimini iyi açıklama çabası olarak gördüm, kitap yazıldığı sırada SSCB dağılmamış ve yazar bu bağlamda olayları inceliyor, Sovyet tipi yönetimleri ise Faşist rejimlerle karşılaştırıyor, burada da felsefe açısından farklı olsalar da aynı teknikle insanlara baskı kurulduğundan bahsediyor, Duverger. Hatta bunu da (İlk kadın Nobel Edebiyat Ödülü sahibi) Selma Lagerlof'un bir yazısından örnekliyerek açıklıyor, "İsa'nın düşmanı ortaya çıktığı zaman, o da İsa'nın görünüşüne bürünecektir...".

    Kitabın sonunda ise Antigone'deki Creon'a atıfla batılı ve sovyet eğilimli rejimlerin davranışlarını benzer bulur, iktidar sahiplerinin Creon'un rüyasındaki gibi insanlara hayvan muamelesi yapma eğiliminde olduklarını belirtir ve kitabı sonlandırır, bu son bana Hayvan Çiftliği'ni hatırlattı...

    Kitaba genel olarak baktığımda başarılı bulduğum iki yönünden birisini yukarıdaki açıklamalarımda görüyorum ve tekrarını kısaca yapacağım, teorik ayrımlardan çok uygulama incelemesi yapması ve bunu da bir bilim adamı tarafsızlığıyla yapması benim Duverger'e saygı duymama ve onun eserlerine istekle yaklaşmama yol açacak diye düşünüyorum. Diğer başarılı bulduğum yön ise ince denebilecek bir kitapta bu bilgileri özlü bir şekilde sığdırması, kesinlikle okuduğunuz 100 küsür sayfadan daha çok şey kazanacaksınız bu kitaptan, tavsiye ederim.
  • Halkın salak olduğu bir demokrasi de diktatörlük ve seçimle gelen krallar demektir.
    Zülfü Livaneli
    Sayfa 312 - Remzi kitabevi
  • "Padişahım !.. Adalet tarlasını hikmet sapanıyla sür ve meşveret (demokrasi) tohumunu ek ve o tohumun bir an evvel yeşermesi için durmadan gözyaşlarınla sula... Padişahım şunu bil ki, devleti ayakta tutan din değil, adalettir."

    (Abdulmecid Sivasi'nin 1. Ahmed'e tavsiyesi. )
  • "Demokrasi olan memlekette bir adam sarhoş oldu mu, 'ah ne oldu benim güzel sevgilime?' diye ağlar.
    Demokrasi olmayan yerde ise, bir adam sarhoş oldu mu, 'ah ne oldu benim güzel memleketime?' diye ağlar"
  • Ya Filozoflar Kral olmalı,
    Ya da Krallar Filozof.
    Demokrasi:
    Bulduğumuz en kötü sondan ikinci yönetim şekli.
    İdare ediyoruz.
    Eflatun bugün yaşamalıydı... (Özgür Demirtaş)
  • IRAK savaşında babası ve annesi ölen ve ayakları kopan bir çocuğun IRAK savaşını yöneten Tommy FRANKS’a yazdığı şiir.
    Mektubun gideceği adres ise New York..

    Ben Basra’dan Ömer..

    Belki haberin yoktur diye yazıyorum Franks;
    Önce demokrasi yağdı göklerden
    Sonra özgürlük geçti üstümüzden
    Palet palet…

    Ve insan hakları namlularından
    Yüzü maskeli adamların
    Saniyede bilmem kaç bin adet.

    Demokrasi bizim eve de isabet etti
    Bir gün sonra anladim ayaklarımın koptugunu
    Babamın vücudunda
    Tam on sekiz adet
    İnsan hakları saymışlar.

    Annem zaten yoktu
    Ben doğarken
    İlaç yokluğundan ölmüş.
    Ambargo falan dediler ya
    Anlamadim, çocuk akli iste
    Sen daha iyi bilirsin…

    Sizde de barış böyle midir Franks?
    İnsan hakları çocukları yetim,
    ve ayaksız birakır mı orada da?
    Ya demokrasi?
    Güpegündüz pazara düşer mi?

    Ve zenginlik…
    İnsanları korkudan uykusuz bırakır mı?
    Ve kuşlar gökyüzünü terkeder mi orada da?
    Babamla söylediğim son dua dilimde,
    Ayaklarim hastanede,
    Ve giymeye kıyamadığım ayakkabılar
    Elimde kaldı…

    Çocugun var mı Franks?
    Al… çocuguna götür onları
    Bir işe yarasın.
    Kimbilir baktıkça,
    Belki beni hatırlarsın..

    Bu nasıl demokrası Franks.?
    Düstügü yeri yaktı
    Merhamet hür dünyaya..

    Bu kadar mi Iraktı? ? ?