Onu anlıyordum. Beni anlamadığını anlıyordum. Ne ki, benim onu anlamam yetmiyordu. Onun da bana ulaşması, daha açıkça söylersem bulaşması gere- kiyordu. Bu da şimdilik imkânsız görünüyordu. Her zaman olduğu gibi tek başıma ve tek taraflı olarak kalakalmıştım.
İnsan madem günah işlemek ve işlediği günahtan arınmak üzere bir süreci yaşama durumunda olduğunun bilincindedir, bir devinimin yaşandığı da bellidir: her an tazelenen, dolayısıyla usanç ve bıkkınlık doğurmayan bir devinim: bekleme.
İnsan, sevdiği birinden nasıl ayrılabilirdi! Ama hayatın kaçınılmazları arasında bu tür ayrılıkların varbulunduğunu deneylerimle öğrenmiş bulunuyordum.
Çocuk
-Nine? Diye seslendi
Nine cevap veriyor:
- Ha canım?
- Nine, erik yersem orucum bozulur mu?
- Can eriği çocukların orucunu bozmaz.
Ninenin cevabı bu, kesin. Çocuk, ninesine minnetle bakıyor. Nine, dalından bir can eriği kopartiyor, çocuğa uzatıyor. Çocuk, eriği ağzında kütürdetiyor. Orucunun bozulduğunu biliyor aslında. Ama nine- nin şefkatini sonuna kadar anlıyor, daha fazlasını da anlamaya çalışıyor. Yapılan bu iyiliği unutmayacaktır. Bu iyiliğin bedelini, orucun geri kalan kısmını akşama kadar oruçla aç kalarak ödemeye azmetmiştir.
Oruçla bu ilk sınanma harikuladedir. Çocuk ilk kez Allah'ı kandırmanın mümkün olmadığını kendinde ve derinden duyumsuyor. Minicik bir erik tanesini çiğnemenin karın doyurmakla ilgisi bulunmadığıni, bunun ilkesel bir olgu olduğunu ayrımsıyor. küçücük erik tanesini yemese de ölmeyeceğini artık öğrenmiş bulunuyor. Olayın aç kalmakla ya da karın doyurmakla ilgili bir şey olmadığını, olayın bir ilke sorunu olduğunu kavrıyor.