Bulunduğunuz yaşam sahnesinden hoşlanmıyorsanız, mutsuzsanız, kendinizi yalnız duyumsuyorsanız, işlerin düzelmeyeceğine inanıyorsanız ‘bulunduğunuz sahneyi değiştirin.’
Sahnenin arka perdesini yeni bir renge boyayın. Çevrenize yeni aktörler bulun. Yeni bir oyun yazın. Ve eğer bu iyi bir oyun olmazsa sahneden kaldırın ve bir başka oyun yazın.
Ne denli çok insan varsa o denli çok, milyonlarca oyun olur.
“Fırça ve boyalarınız var. Cennetin resmini yapın ve içine girip oturun.”
Kumun üzerinde yaşlı kurumuş bir denizyıldızı… ıslanır ıslanmaz tekrar yaşama dönüyor. Belki de tüm ölüm olayı budur.
Belki bizler de zaman zaman böyle bir tür kuruyoruz ve tüm gereksinimimiz yeniden yaşamaya başlamamız için biraz daha nemlendirilmek oluyor. Belki de olay tümüyle böyledir.
Duvara mürekkep şişesini atıp lekeler yapmak istiyorsan bunu yap. De ki, “ Bu benim içimden geldi. Bu benim yaratımımdır. Ben yaptım ve iyidir.” Oysa, bizler korkuyoruz çünkü her şeyin mükemmel olmasını istiyoruz.
Seven insan mükemmel olmaya gereksinim duymaz. O yalnızca bir insandır. Mükemmellik fikri beni korkutur. Böyle düşünürsek bir şey yapmaktan korkar hale geliriz çünkü onu mükemmelen yapamayabiliriz.