Korku ne ise bunu bir geyikten, bir ceylandan öğren. Çünkü, esas olarak korkunun bir bedende nasıl taşınabileceğini öğrenmek kolay olmaz. Biz de korkmaya başladığımız anda kendi varlığımızdan sıyrılarak -en büyük günahımız belki budur- başka bir şeye dönüşmekle kendi korkumuzun bile ne olduğunu tam olarak anlayamayız. Zira korku, gerçi vardır ama hiç gelmeyecek bir şeye benzer.
"Varlığımız, kendi bedenini arayan bir rüzgâr gibidir; bu rüzgâr çevremizde dolanıp duran dağlarda, ağaçların tepesinde, ırmaklarda, kayalık tepelerle su başlarında bir yumak gibi dönüp kutsal bir tığla kendi urbasını örer ve böylece görünmeye başlar."