Sûfîlerin işi sevgiye dayandığından, sohbetleri birbirlerine çok tesir eder. Çünkü onlar birbirlerini Allah için severler ve birinin diğerine tavsiyesi hep güzel ahlak olur. Bu sevgi sebebiyle aralarında kabul meydana gelir. Bu sayede mürid mürşidinden, kardeş kardeşinden istifade eder.
Şüphesiz, bâtınlar da aşılanır ve birbirlerini kuvvetlendirir. Hatta salih insanlara sadece bakmak bile, insanda hayır tesiri yapar. Zâhiren bir surete bakmak; bakılan şeyin cins ve haline uygun olarak bakanda bir takım tesirler yapar. Mesela hüzünlü bir kimseye devamlı nazar etmek, bakana hüzün verir. Nitekim sevinçli bir kimse bakmak da sürur verir.
Bir Arapça hocasının oğluna nasihatı:
Her ne kadar “kesret كسرة ” (kırgınlık) hissetsen de ümidin girmesi için mutlaka kalbinde bir “fetha فتحة ” (aralık) bırak.
Sana ne kadar yakın olursa olsun kimsenin “mecruru مجرور ” (peşinden sürükleneni) olma.
Daima “merfu’u re’s مرفوع الرأس ” (başı dik) ol. Sana her gülümseyene güvenme.
“Edevât-ı nasba أدوات النصب ” (dolandırıcılık yöntemlerine) dikkat et!
Geleceğini “el-Mebnî lil-Mechûle مبني للمجهول ” bilinmezliğe bırakma.
Duygularını ifade etmede tereddüt etme. Vakti geçtikten sonra duygular “Memnu Mines Sarf ممنوعة من الصرف ”(hareketleri kısıtlanmış) olur.
Müridin dört günden fazla peş peşe (ardarda hiç oruç tutmadan) yemesi uygun değildir. Çünkü bu durumda nefis, adetlere meyleder ve şehvetlerine uymaya imkân bulur.
Zünnûn-i Mısrî (k.s.) demiştir ki: "Doyana kadar yiyip, kanana kadar içtiğim bütün zamanlarda, ya Allah'a isyan etmiş ya da bir günaha niyetlenmişimdir."