Sevmek zor işmiş. Bir de zor olanı sevmek var ki, insanın omuzlarına bambaşka bir yük bırakıyormuş. İçinden sağlam çıkabilmek ise hepsinden daha zormuş. İnsanın içi bağıra bağıra konuşurken, dilinin susmak zorunda kalması ne kadar ağırmış meğer. Hayatımda ilk defa birini kaybetmekten korkuyorum. Kaybetmeyeceksin deme. insan başkasından değil, kendinden de korkarmış. Bunu da yaşadım. Korkularının farkında olmak, onları susturamayacağını bilmek ve yine de susmak zorunda kalmak… Bugün uzanıp uzun uzun uzakları izledim. Sonra kitabımın bir sayfasına şu cümleyi yazdım “Hayatımda ilk defa kendimi çaresiz hissediyorum.” Ben hiç çaresiz hissetmedim kendimi biliyor musun? Ne zaman çıkmazda kaldığımı düşünsem mutlaka bir yol aradım. Bir kapı kapanırsa başka bir kapı bulmaya çalıştım. Vazgeçmedim. Çözüm aramaktan hiç vazgeçmedim. Ama ilk defa… Evet, ilk defa kendimi çaresiz hissettim. Çaresizlik… Hiç sevmediğim bir kelime. Hatta hayatıma yakıştırmadığım bir duygu. Çözüm bulamamak, Elinden hiçbir şey gelmemesi, Kendini bir çıkmazın tam ortasında hissetmek… Tam olarak buymuş çaresizlik. Elden bir şey gelememesi. Bundan hep nefret ettim. Çünkü ben, ölüm dışında her şeyin bir çaresi olduğuna inananlardanım.
Sevmiyorum artık seni
Sevmeyen biri için de yapacak birşeyim yok yaptığı saygısızlık.Sadece eğlence.Yaziyorum gördüğü yok Begüm denen salakla aralarında boktan şeyler konuşmalar dönüyor ama aklın varsa evlen onunla o zaman.Sevmiyorsa ne olayım bunu.Kiz erkek arkadaşlığına da inanmıyorum illa ki bir taraf mallık yapıyor.Hele ki onun bunun kıçına bakan erkek yok öyle birşey sen fesatsin deseydi siktir git cehenneme kadar yolun var derdim.Ben artık bu saçmalıklara tahammül edecek değilim.Git seninle beraber yaşayacak kıç baş açacak hayatını yaşayacak bir mal bul aynı kafafan meslekten.Benim en çok sinirime dokunan da bana çeşitli imalarla oyun yapıyorsun yazsan umrunda değil ama benimle oynayıp üzmeye devam ediyorsun artık oe misin diye sorcam yani başka yol kalmadı derdin ne lan senin?Ağzımı da sen bozdun ben böyle biri de değildim.Beni iğrenç bir insan yaptın sinirden.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir bardak suya boşanan diyenlere...
Kadının evde iş yapması demek bir erkeğin ayak işini özel yapmak zorunda olduğu anlamına gelmez. 1 bardak suyu isteyen ayakkabısını sildirtiyor. Yetmiyor. Elde yıkanacak bir küçük parça minik eşyasını bile sana kitliyor. Yetmiyor. Yatağını yapmıyor eğer ayrı odada uyumak istiyorsa. Bu da yetmiyor. Zaten yapılmış yemeği sen başka odadayken bir tabağa koyup yiyemiyor. Hadi, onları koydun önüne! Bu kez "bu eksik, şu eksik" diyip iki adım ötesindeki şeyi de kendi istiyor. Bunları babam benden istiyor. Evli olmasam da evli kadınların neden 1 bardakla boşandığını anlıyorum. O bir bardak değil. Sürekli suyu senden genelde istiyor. Bir sürü ayak işi istiyorlar. Peki, ben neden çekip gitmiyorum? Çünkü babam. Biyolojik bağım var. Ama elin adamı sırf para kazanıyor diye her ayak işini bir kadına yaptıramaz. Kadın ev hanımıysa yemeği yapar. Evi temizler. Çocuğa bakar. Gerisi erkekte. Kendi kişisel işlerini de yapsın. Bebek değil. Babam, erkek kardeşim ense traşını da benden istiyor. Elin adamı istese sürekli mesela yapmazdım. Gidip kuaförde yaptır biraz da derdim. Hiçbir kadın sırf çalışmıyor diye biyolojik bir bağı falan da yoksa arada katlanmak zorunda değil. Ben aileme bile kısa süreliğine katlanıyorum. Uzun vadede değil. Bunlar kadının işi değil. Aşk falan hikaye. Ben kan bağına bakarım. Kan bağımın olmadığı bir adamın eli kolu tutuyorsa kendi kişisel işini yapar. Felç falan veya hasta da değilse paşa paşa işini yapacak. Erkek bir eş eve para getiriyor ama kadının kişisel işini yapmıyor. Genel eve para getiriyor. İşte kadınlar da ev hanımıysa evde çalışır ama erkeğin ayak işini yapmak zorunda değil çünkü erkekte onun ayak işini yapmıyor.
1000Kitap
H.
Böyle çocuğum olsun başka derdim olmasın🥰 Bebeken her komik anını çekip ilerde dalga geçmek dileğiyle... 😁🤧
KARAKTERLERİN RUHUNU KAYBETMEK: ANNABETHH
Percy Jackson dizisinin 2. sezonu yaklaşıyor. Kitapları defalarca okumuş, o evrenin mitolojisiyle ve karakterleriyle büyümüş biri olarak, ilk sezondan beri içimde birikenleri artık hiçbir kalıba sokmadan, tamamen doğal ve düz bir şekilde konuşmak istiyorum. Çünkü ne zaman bu konuyu düşünsem, bir okur olarak içimdeki o hayal kırıklığı dalgası yeniden kabarıyor. Diziyi ilk duyduğumda, çocukluğumun o en sevdiğim dünyasını ekranda kanlı canlı göreceğim diye ne kadar büyük bir heyecan yaşadıysam, bölümler ilerledikçe hissettiğim boşluk hissi de o kadar büyük oldu. Benim buradaki asıl karın ağrım, sadece olayların hızlı geçmesi ya da bütçe yetersizliği falan değil. Asıl mesele, kitapta sayfalar boyunca zihnimize ilmek ilmek işlenen o güçlü karakter kimliklerinin ve o evrenin tehlikeli ruhunun dizide tamamen yok sayılması. Biz o karakterleri sadece isimlerinden ibaret oldukları için sevmedik; onların kendilerine has duruşları, birbirleriyle olan o çatışmalı ama samimi dinamikleri ve fiziksel kimlikleri o hikayenin temel taşlarıydı. aslında dizinin kurgusal bağını koparan o meşhur Annabeth Chase konusuna. Bunu en dürüst, en net halimle aradan çıkarmak istiyorum: Siyahi oyuncuların ekrandaki varlığıyla, onların yetenekleriyle ya da ten renkleriyle ilgili en ufak bir derdim yok. Tam aksine, sektörde çok daha fazla yer almaları gerektiğini düşünüyor ve her zaman destekliyorum. Benim buradaki eleştirim asla ırk ya da etnik köken üzerine değil; benim eleştirim tamamen bir okur olarak orijinal kurguya ve yazarın kendi elleriyle çizdiği o görsel dünyaya duyulan saygıyla alakalı. Annabeth kitapta gri gözleriyle, sarı saçlarıyla, o mesafeli ama fırtınalı Athena kızı duruşuyla bir bütündü. O görsel detaylar sadece birer dış görünüş özelliği değildi; karakterin o gururlu, bilgiç ve
İleti
Benim derdim sensin Seninki başka biri