1.
Dışarıdan maruz kalınan saldırgan üslubun, İran’ın ideolojik tabanının genişlemesine yaptığı somut katkı.
"ABD saldırıyorsa, İran’a sahip çıkmak gerekir" düz mantığından hareketle, İran büyük bir sempati hâlesiyle çevreleniyor. Batı cephesinden gelen her saldırı, İran'ı bu anlamda daha da güçlendiriyor.
2.
Ölçüsüzce taarruzlarla eli güçlenen İran, fırsattan istifade Şiî yayılmacılığını genişletirken, bu durum İslâm dünyası içindeki bölünmeyi daha da derinleştiriyor. Sahadaki uzantılar yoluyla çok sayıda ülkenin iç siyasetinde direkt şekilde başrol oynayan İran, böylece etki alanini rasyonel gücünün de ötesine taşıyor. İslâm dünyası halkları, İran’ın Şiî yayilmacılğıyla Amerikan pervasızlığı arasında seçim yapmaya zorlanarak, adeta ideolojik bakımdan istikametsiz ve takatsiz bırakılıyor.
3.
"İran tehdidi", Suudi Arabistan başta olmak üzere petrol zengini ülkelere silah satışının daha da artmasına yardımcı oluyor.
4.
Ortadoğu da bu kaos, İsrail’e daha fazla yayılma, gücünü artırma ve işgâli derinleştirme noktasında sınırsız bir alan açıyor, İran "İsrail’e karşı direniş cephesi" olduğunu iddia
ederek yayılmacı dış siyasetini temellendirirken, İsrail’de
"İran tehdidine karşı" Batı’yı ve bazı Arap ülkelerini yanına alarak kendi işgal siyasetini perdeliyor.
İki taraf da bu anlamda birbirinden besleniyor.