Bir kitap nasıl bu kadar düşündürebilir? Söylenecek çok şey yokmuş gibi görünse de aslında söylenecek çok şey var… Bütün düşüncelerimi ve gözlemlerimi paylaşmak isterim. Her ne kadar 'hayır' dese de ben Kemal’in aslında Orhan Pamuk olduğunu düşünüyorum; çünkü ancak o duyguları yaşayan biri her şeyi bu kadar ayrıntılı ve özenle anlatabilir.
İkinci tartışılan konu: Kemal takıntılı mıydı yoksa aşık mı? Herkes takıntılı dese bile ben aşık olduğunu düşünüyorum; çünkü her gerçek aşık biraz takıntılı, biraz Kemal’dir. Ki Kemal genel anlamda da çok düşünen, ayrıntılara takılan biri. Eşyaları saklayıp müze yapmak istemesi, bunu 9 yıl boyunca gizlice yapması abartı olsa bile bu onun gerçek sevgisi bence. Peki, 4213 izmarit biriktirmesi, hatta sigarayı söndürüşünden ruh halini anlayacak kadar onu iyi tanıması da mı sevgi? Tartışmaya açık ama ben fikrimi savunacağım. İnsan çok sevdiğinde onunla ilgili şeyleri fazla önemser, Kemal de bunu biraz uç noktada yaşadı.
Bir türlü anlamadığım başka bir şey: Füsun da Kemal de birbirlerini pekala seviyordu. Kemal gibi biri 9 yıl boyunca Feridun’a nasıl katlandı? Eğer Feridun aradan çekildikten sonra anında yakınlaşacaklardıysa, neden 9 yıl boyunca akraba rolü oynamayı kabullendiler?
Kemal’in annesine, Nesibe Hala’ya verdiği değerin birazını bile vermemesi; babasının ölümünden sonra annesini teselli etmesi gereken yerde Füsunlara gitmesi… Bilmiyorum.
Kitapta harcanan ve en çok üzüldüğüm kişi Sibel. İlişkisi için her şeyi yapmış, son derece kültürlü ve güzel bir kadın. Gerçekten o Şanzelize Butik’e girmeseydi her şey çok farklı olur muydu? Kesinlikle. Kemal’i de tam anlamıyla suçlayamıyorum çünkü o da kendi içinde direndi.
Kemal ve Füsun’un aşk anlayışları çok farklı. Kitap boyunca adamakıllı sohbet bile etmediler. Füsun 18 yaşındayken
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,3bin okunma
“Aşk nedir?”
“Neymiş?”
“Aşk,Füsun karayolları,kaldırımlar,evler,bahçeler ve odalarda gezinirken ve çay bahçelerinde,lokantalarda ve akşam yemeği sofrasında otururken,ona bakan Kemal’in duyduğu bağlılık duygusuna verilen addır.”
“Gerçekten Füsun’u anlıyor muydum?Önemli olan âşık olduğumuz kişiyi anlamaktır elbette.Bunu yapamıyorsak,hiç olmazsa anladığımızı sanmak da iyi bir şeydir.”
“En mutlu anı işaret ettiğimizde, onun çoktan geçmişte kaldığını, bir daha gelmeyeceğini,bu yüzden bize acı verdiğini de biliriz.Bu acıyı dayanabilir kılan tek şey,o altından kalma bir eşyaya sahip olmaktır. Mutlu anlardan geriye kalan eşyalar, o anların hatıralarını, renklerini,dokunma ve görme zevklerini bize o mutluluğu yaşatan kişilerden çok daha sadakatle saklarlar”