Hazret-i Alî ve Zübeyr halîfe olmağa, Ebû Bekrin herkesden dahâ lâyık olduğunu söylediler. Kendilerine önceden haber verilmediği için üzüldüklerini bildirdiler ve bunun için özr dilediler. Halîfe özrlerini kabûl buyurdu. [Hazret-i Alînin o gün, Ebû Bekr-i Sıddîkı öven sözleri, (Se’âdet-i ebediyye) kitâbındaki ikinci kısmın yirmiüçüncü maddesinde, doksanaltıncı mektûb tercemesinde, senedleri ile birlikde yazılıdır.] Sonra, hazret-i Alî izn isteyip kalkdı. Hazret-i Ömer, ikrâm ederek onu uğurladı. Giderken (Şimdiye kadar gelmeyişim, halîfeyi kabûl etmediğimden değildir ve şimdi gelişim, korkumdan değildir) dedi. Hazret-i Alîden sonra, Hâşimîlerin hepsi de bî’at etdi. Sözbirliği hâsıl oldu.
Halîfe seçiminde, gerek hazret-i Ebû Bekr, gerekse hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anhümâ”, çok uyanık, çok akllı davrandı. Hazret-i Alînin Sakîfe çardağına çağrılmaması da, çok yerinde olmuşdu. Belki, o gün, orada bulunsaydı, Ensâr ile Muhâcirler arasındaki konuşmada bir de Hâşimîler araya karışır, iş dahâ sarpa sarardı.