Aşkın tanımı tam da burada saklı: Seni yok etme kudreti taşıyan ama bunu asla yapmayacak olan o tek ve ikamesiz olan kişiyle yüksek, estetik ve derin bir frekansta var olma hazzı duymak. 
Manolya Gürocak, romanı Sağanak’ta aşkın hararetli kalbini böyle teskin etmişti: “Beni kıskandırmak için hiçbir oyuna başvurmuyor ve benim dışımdaki insanlara minimum ilgiyle cevap veriyor. Üstelik ben böyle bir şey talep etmediğim hâlde. İçinde kendiliğinden uyanan bir empatiyle hâlimden anlıyor. Böyle soylu davrandığı için sevgim katlandıkça katlanıyor ve içimden taşacak zannediyorum.”
İnsani bağların kopuşunun da işaretleri var. “Bana neden kötü davranıyor?” diye sorguladığımız o eşik, yanlış yerde, yanlış insanlarla olduğumuzun kanıtı. Kaba tavırlar, azarlı bir ses tonu, ışıltısız gözler… Kötü davranış bir sevgisizlik alarmı. Öfke, stres, hüzün, depresyon hiçbiri mazereti olamaz kötü davranışın. 
Ait olmadığı yerde, varlığını tomurcuklandıran insanlarla olamayan her insan sönüyor. Çürüyen çiçekler gibi. Küflenen besinler gibi… Ölüyor. Azar azar çürüdüğü hiçbir yerde, hiçbir insanda ve hiçbir kalpte kalmamalı insan.