Hiçbir şeyi sevmiyorum. Ama seni seviyorum. Seni kendi tarzımda seviyorum. Sevebildiğim gibi seviyorum, elimden en iyi nasıl geliyorsa öyle. Sevebildiğim kadar. İçimde güç diye ne kalmışsa onunla.
...dünya ve kendim beni dehşete düşürecek kadar kaygılandırıyorlardı. Bununla başlar işte yaşamımız. Bu sorgulama sürdükçe heyecan vericidir yaşam, ilginçtir. Sonra, soru sormaz olur insan, soru sormaktan yorulur. Yalnızca tehdit sürdürür varlığını, insanın içini kemiren kaygı sürdürür. Dünya alışılmış, çok doğal bir şey olur. Geriye, yorgunluk, can sıkıntısı, bir de başlangıçtan bu yana süre gelen tek şey, hep var olan tek şey: korku, kalır. Yaşam artık bir mucize olmaktan çıkar, karabasan olur . Sen mucizeyi hiç bozulmadan nasıl koruyabildin, bilmiyorum. Benim içinse geçen her an hem çok ağır, hem de bomboş. Her şey iğrenç, kötü, çirkin. Yürekdarlığı içinde canım sıkılıyor.
Her şey solmuş. Ben solmuşum. İki yüz yaşındayım sanki. Hep yaşamayı bekledim. Ne yazık, artık beklemiyorum. Bekleyecek hiçbir şey yok artık, hiçlikten başka.