İnsanların sizi kontrol etmesini istemiyorsan okumaya devam et`` *1. Birisi sizi kışkırtmaya çalıştığında sakin kalın.* Duygusal kontrol, bir manipülatörü etkisiz hale getirmenin en hızlı yoludur. Öfke onları besler; sessizlik ise aç bırakır. *2. Asla çok fazla açıklama yapmayın.* Fazla açıklama yapmak suçluluk duygusuna benziyor. Doğruyu bir kez söyleyin, sonra konuşmayı bırakın. *3. Nedenini açıklamadan "hayır" demeyi öğrenin.* Sınırlarınız için kimseye gerekçe gösterme borcunuz yok. *4. Tepkilerinizi geciktirin.* Yanıt vermeden önce 5 saniye bile duraklamak, duygusal tuzakları anında kırar. > Psikoloji 🧠
Duygu ve Düşünce
İki arkadaş bir gün define aramaya çıktılar. Üç gün kazdılar. Dördüncü gün gerçekten sandık buldular. Heyecandan elleri titriyordu. Sandığı açtılar. İçinden sararmış bir not çıktı: "Kazmaya devam edin. Biz de bulamadık." Adamlar birbirine baktıkları sırada kürek bir şeye daha çarptı. "Tak!" İkisi de yeniden umutlandı. Toprağı biraz daha açtılar. Bu kez ikinci bir sandık çıktı. Adam heyecanla kapağı kaldırdı. İçinde başka bir not vardı: "Biz ilk notu yazan ekibiz. Siz de bulamadınız demek..." Altında tarih vardı. 1968. Adam derin nefes aldı ve diğerine şöyle dedi: - "Bizim kaderimiz hazine bulmak değil." - "Ne peki?" Çukurun duvarına yaslandı: - "Başkalarının pes ettiği yeri devralmak..." Adam cebinden kalemi çıkardı. Kâğıda usulca bir şeyler yazdı ve Sandığı kapatıp tekrar gömdü. Notta şu cümle yazıyordu: - "Biraz daha kazın. Umudu biz de burada kaybettik."
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sadece devam ediyorum...
"Yazarken insanın kalemini ve yüreğini titreten bazı konular vardır. Hiçbir şey yapamayacağını sandığın, içinde sadece üzülmekle yetindiğin o çaresizlik anlarında; 'Başka bir çerçeveden bakmalı, başka bir şey yapmalı' dediğin o meseleler... ​Ben, Gazze’deki saldırılara, İsrail’in o akıl almaz ve iğrenç faaliyetlerine karşı 'Elimden geleni tam manasıyla yaptım' diyemem. Belki benim gibi hisseden çok kardeşim var. Ama niyetim; kendimizi suçlayıp küçük bir 'Hadi, bir daha ayağa kalkalım' konuşması yapmaktan ziyade, işin asıl mutfağına, derinliğine inmek. ​Yıllardır zulüm altındalar ama Ekim 2023'te bu zulmü resmen büyük bir savaşa dönüştürdüler. Ağır yıkımları takip ederken, o çadırlardaki insanlardan biriymişiz gibi üzüldük. Sonra yavaş yavaş bu üzüntü ağır gelmeye başladı. Dayanamadık; daha az takip edip daha çok dua etmeye çalıştık. Zaman zaman yardım faaliyetlerini artırsak da gündelik yaşamlarımızın ağır bastığı anlar oldu. Ve ne yazık ki mesele, daha büyük bir olay duyana kadar gündemimizden yavaşça silindi, sonra tekrar geri geldi. ​Şimdi bulunduğum noktada geriye dönüp bakıyorum; yanımdaki biri kalbi kırılıp ağladığında içim burkulurken, bunca büyük acıya karşı yeterli bir şey yaptım mı? Yapabileceğim şeyler vardı da ben aktif olmak yerine, nefsimin beni aldatmasına izin verip sadece 'duygusal' kalmayı mı seçtim? ​Artık daha ihlaslı dua etmeli, daha başka şeyler yapmalıyım. Hiç kimse için değilse bile, kendi kalbimi 'zulme alışmamak' noktasında korumalıyım. Aklıma, hepimizin içinden geçen bu duyguları kâğıda dökmek geldi. Biz vicdanlı insanlarız, biliyorum. Ne kendime ne de sizlere haksızlık etmek istemiyorum. Ama 'O haberlere bakamıyorum, çok üzülüyorum' demek yerine; dirayetli olup her gün, az da olsa bir şeyler yapmaya devam edeceğim. Buradaki 'fikri cihat' ve
İnsan ve Hayat
Zorbalık, bir insanın bir diğerini küçültmesi değil; bir insanın kendi içsel boşluğunu, bir başkasının zihnine acı vererek doldurma çabasıdır. Bu, doğanın en eski yasalarından biridir: Bir baskıyla karşılaşan, o baskının yarattığı tortuyu, bir başkasına aktarmadan kendi içinde taşıyamaz. Kendi içinde taşıdığı o ağırlıkla başa çıkamayan insan, hıncını, en zayıf bulduğu noktaya bir mühür gibi basar. Burada öğrenilen şey sadece bilgi değil, şiddetin ritmidir. Bir kez o acı sarmalına giren, kısa sürede şiddeti bir iletişim biçimi olarak benimser. Bir yerden darbe alanın, o darbeyi başka bir yüzeye vurma zorunluluğu; toplumun tüm hücrelerine işlemiş, fark edilmeyen ama en derin yaraları açan sessiz bir anlaşmadır. Herkes bir önceki zorbalığın izini bir sonrakine taşır; böylece kimse cellat olmadığını, sadece bir devir teslim töreninin parçası olduğunu savunarak kendi vicdanını rahatlatır. Korkunç olan, bu döngüde kimsenin tamamen "masum" kalmamasıdır. Her zorba, bir zamanlar maruz kaldığı o acının kurbanıdır; her kurban ise, kendi yaralarını iyileştiremediği an, bir başkasının canını yakarak o yaranın sızısını dindirmeye çalışan bir potansiyel zorbadır. Bu, insan zihninin kendi karanlığından kaçmak için kurduğu en tehlikeli savunma düzeneğidir. Sonunda, geriye kalan tek şey; sürekli el değiştiren, nesilden nesile, kişiden kişiye aktarılan ve her geçişte biraz daha keskinleşen o acı mirasıdır. Kimse kaynağı sormaz, kimse durmaz; sadece o mirası devretmeye devam ederiz.
Zihnimde bir yol var sadece onur ve asaletimle yürüyebildiğim. Beni istediğim yerlere götüren O yolda yürümeye devam edebilmek için bu iki hissi kaybedemem. Onur ki beni var eden herşeyi o nur'u kutsasın. Asalet ki ruhumu azaptan korusun ve serin tutsun.