İşte 1923 'te Osmanlı'dan kalan mirasın bir kısmı:
Nüfusun %80'i kırsal bölgede yaşamaktadır. Bunun önemli bir bölümü yerleşik değil göçebe bir hayat sür­mektedir. 40.000 köyün 37.000'inde ne okul, ne yol, nede hastane vardır. 40.000 köyde 1 1 milyon insan yaşamakta ama sadece %2'si okuma yazma bilmektedir. 1922 yılında yapılan araştırmaya göre 1950 köyde sığır vebası hastalığı vardır. Kurtuluş savaşı sırasında 830 köy tümüyle, 930 köy ise kısmen düşman tarafından yakılıp yıkılmıştır. Yanan bina sayısı 114.408, hasar gören bina sayısı ise 11.104'dür. Nerdeyse bütün ülkeyi yeniden inşa etmek gerekmektedir. 4 mevsim kullanılacak durumda karayolu neredeyse yok­tur. Toplam karayolu uzunluğu 2500 kilometreyi geçme­mektedir. Anadolu'da bulunan 3765 km. demiryolunun 1 metresi bile bizim değildir. Denizcilik acınacak durumdadır çünkü Il. Abdülhamit döneminde donanma Haliç'te çürütülmüştür. Toplam nüfusun % 82 si tarımla uğraşmaktadır. Ülke ge­lirinin % 52'si tarımdan elde edilmektedir. Ancak tarım ilkel yöntemlerle yapılmakta, topraklar bilinçsiz işlen­mekte olduğu için üretim verimli olmamaktadır. Ziraat mühendisimiz yok denecek kadar azdır. Ekmeklik unumuzun çoğu dışarıdan geliyor. Sığır vebası sayıları zaten az olan hayvanları öldü­rüyor. Köylü topraksız, birçoğunun sığırı ve sabanı bile yok. Doğu illerimizde, değil Cumhuriyet yönetimiyle, insanlıkla ve Müslümanlıkla bağdaşmayan ağa, derviş ve aşiret düzenleri var.
Ulus Milliyetçiliği ile Irkçı Milliyetçilik Aynı Anlama Gelmez Her ulusun bir adı var. Ulus birçok ırk, mezhep, din, inanç, kültürü bir arada birlik beraberlik ve biz bütünlüğü içinde vatan toprakları, yeraltı ve yer üstü kaynakları ile birlikte üretim ve hizmet araçlarının tüm sahibi olan devlet aygıtı ile kendine hizmeti temsil sistemi ve toplumsal sözleşme ile kurala bağlamış en sağlam ve güçlü huzurlu yaşam biçimi uygarlığının üretmiş olduğu varlık birliği ahlakıdır. Her ulusun hakim bir ırklar birliğini sağlayan kök soyu vardır. Ulus devletlerin adını din ile ilişkili anmak doğru değildir. Çünkü o ulusu bir arada tutan din değil tarih, dil ve kültür birliğidir. Tarihi, kültürü ve dil birliği olan kök soy kaçınılmaz hakimdir. Din bir seçimdir. Yaşamı boyunca din din dolaşan hatta kendi seçimi olmayan bir din ile yaşama başlamış yaşamı dinsiz tamamlayan insanların olmasının sebebi dinin siyasete, devlete alet ediliyor olmasıdır. Irk ve din üzerinden ideolijer üretmek artık çağ dışı kalmış bir gericiliktir. Türk ulusunun yüz yıl önce ki şartları ile bugün ki koşullara uygun şartları aynı değildir. Tarihi sonradan yazanlar kendi dünya görüşüne göre genelde yazdığı için dünya görüşü adı altında sayısızca tarih üretmek mümkündür. Türkçü diye bir Türk türü yoktur. Çok partilili siyaset ve 27 Mayıs askeri darbesinin sonrası üretilen din ve ırk sentezli Türkçülük Türk ulusunu temsil etmeye yetmeyeceği gibi ırkçı ve mezhepçi dinci bölücü ideoloji besleyip büyüten bir görev yaparak Anadolu üzerinde planlar yapan bugüne kadar askeri ve sivil darbelerle soygun üreten soyguncu soykırımcı yayılmacı haçlı batının küresel planlarına tüm diğer ideolojiler ile birlikte hizmet etmiştir. Kadim Türk tarihi, kültürü ve dilinin kullanılmış olması aldatıcıdır. Hiçbir soy,
Hayata Dair
Reklam
Anadolu Dokunuşları Yolculuğu Doğudan batıya yürüyerek başladı yolculuk Küçük yaşlarda aldığım bir onanmaz yaranın tesiriyle dünyayı ve kendimi unutarak yürüdüm Yürüyerek büyüdüm, yürüyerek canlandım, yürüyerek temiz kaldım Dağlara, ovalara, derelere, ırmaklara, göllere, denizlere, yaylalara, örgütlü kötülüğe alet olmuş insanın ulaşamadığı her yere, gökyüzünün ilerlediği her yere yürüdüm. Yürüyüş yolculuğumu kalemi ve kelamı yaşadıklarımı kimseye vermeden, yazarak, hissederek, uyandırarak çürüten ve çürüyenlerin kurdukları düzenleri ve dayatmacı tutumları üzerine yürüdüm. Yön seçtim, yeri geldi yön değiştirdim hiçbir kötülüğe boşluk bırakmamak adına yürüdüm Boşluğu kim doldurur ise yaşam ona yol verir. Dünyanın her yerini kötülük ile dolduranlara bu sebeple yer kalmadı Soykırımcı oldular utanan olmadı Yürümeseydim zulmün üzerine doldurdukları boşlukta kaybolanların bir yaşam hikayesi bile yazılı olmayabilirdi Sonsuz yazıyı hile ile bozmaya kalkanların art niyeti güce dayalı kötülük üreten çabalarının üzerine sevgi ekerek yürüdüm. Yaşam yolculuğumu yürüyerek tamamlama çabası içinde olduğum için yol tıkanıklığı yaşamadım. Kendini yolculuğum için açan yollarda yürüdüm. Kimsenin geçmediği, geçmeye cesaret etmediği yollarda. Lekesiz bir gökyüzü gibi yeryüzünde lekesiz bir yüreği yaşatmanın mümkün olabildiğini göstermek için kendime doğru içten uyanışı başlatmak, farkındalığı uyandırmak için yürüdüm.
Mucizeye İhtiyaç Kutsallık Arayan Soyguncular İhtiyaç Duyar Her tin us ve duyunc dengesini sağlayarak kendi ahlakını güzelleştirebilir. Bir varlığın ahlakını güzelleştirmesi mucize değildir. Mucizelere ihtiyaç her çağda kutsallık arayan soyguncular ihtiyaç duymuştur. Doğmamış bir hayali varlığı doğurmuş, örülmemiş bir duvarın üzerinde o doğmamış çocuğu oturtmuş, yaşamadığı çağlarda yaşamış gibi göstermiş bir anlayış kadim doğu anlayışında yoktur. Gücünü yaşamın ürettiği sorulardan alan mucizeye ihtiyaç duymaz. Gücünü yaşamdan alır pazarlıksız bir şekilde yaşama geri huzur içinde verir. Kadim doğu bilgelik ahlakı bu değişime devrim demektedir. Devrim her varlığın tabiatına uygun bir yaşama kavuşmasını sağlamak demektir. Yeryüzü ve yerli işbirlikçi hırsızları zengin edip tehdide dönüştürmek, soygun düzen devrimle değişir ise çaldıklarımı kaybederim korkusu ile kaçanları varlık barışı yasası ile daha fazla kazanç sağlayacağım diye geri çağırmak günü kurtarmak adına yeni bir tuzaktır. Hem faize karşıyım diyeyek dini siyasete alet edecek vatanı ve ulusu soyup soğana çevirenlere toplumun maddi gücünü aktaracaksınız. Hemde en yüksek faiz bizde diyeyek bu hırsızları üstüne üstlük yirmi yıl vergi almayacağız diye geri çağıracaksınız. Bunlar ekonomiden anlamaz derken hırsızlıktan anlamaz mı demek istediniz. Fakir neden fakirdir? Sorusunu kendisine sorup çalmasını bilmediği için yanıt verip bir yüzük ile yola çıkıp dünyanın en zengin tek yetki ile devlet yönetmenin sırrı demek ki hırsızlığı ekonomi diye pazarlamakmış. Nedense tarihte bunu ilk uygulayan barbarlığın roma şer imparatorluğunu olduğunu görüyoruz. Bu sebeple 2071 hedefi politikanız oldu. Bop projesi eşbaşkanı olma sebebi ile birebir örtüştü. Faizin din ile ilişkisi çözülmüş oldu. Dinin siyasete alet edilmiş olması bir
Hayata Dair
Filozofların bir bölümü, mutlak bilinci ve mutlak varlığı, varlık türlerinin temeli olarak gördüler ve sistemlerini bunun üzerine inşa ettiler. İnsan, mutlak varlığın ideal sistemini yeryüzünde kurmayı hayal ettiği zaman, yeni bir teori doğdu: Komünizm. Komünizm, bu bakımdan Marx'la başlamadı. İnsanın saf ve temiz idealinde, inançlarında komünizm, ilkel biçimleriyle sürekli var oldu. Mala, mülke, mevkiye karşı bir duruş, bunların olmadığı bir cennet ideali, inanan saf insanda her daim var oldu. Bu ideali uygulamak veya teorileştirmek isteyenler tarih sahnesine çıktı. Mazdek bunun en yalın örneğidir. Thomas More, Campenella gibi düşünürler, kurdukları ütopyalarla, insanlığı baskısız, özgür bir geleceğe taşımaya çalıştılar.
Kurucu Önder Nedir?
Derin Devlet Siyaseti ve Sermayesinin Sonu Kendi Çabaları ile Geldi İlk butlan ile bugün tek yetkinin bekçisi ırkçı milliyetçi bölücülük yapan bebek katili teröristi allayıp pullayan siyasi partiye uygulandı. Gelin hanım partisi oradan çıktı. Cumhuriyet Halk Partisini aldattı sonra da sırt çevirdi. Bugünde aynı esaret CHP için yapılıyor. 15 Temmuz sivil darbenin ardından yan yana gelen ittifak adı altında ki tek yetki ırkçı milliyetçi siyasi partinin politikası ile ilgili Cumhurbaşkanı geçmişte kafatasçı milliyetçi diyordu. Derin devlet sermayesi 15 Temmuz sonrası tek yetkiyi esir alarak hedefe ulaşmak için küresel destekli her iki tarafı da kullanmak istediler. Türk bilinci nefes aldırmadan niyeti okudu ve kimsenin kimseye özellikle vatana ve ulusa daha büyük zarar gelmesin diye dozu yavaş yavaş artıran bir güç dengesi değişikliğini tınlanım yasasına uygun titreşim uyanış enerjisini yayarak farkındalık üreterek zulmü bitme noktasına getirdi. Tek yetki sermayenin çıkarına hizmet adına kullanılan ırkçı milliyetçi bölücülük yapan siyasi partiyi esir aldı. Her iki tarafta birbirlerini tehdit edecek dosyalar ile tehdit ederek sermayeye zarar gelmeyecek bir çıkış arıyorlar. Taht kavgasının sebebi rant ve sermaye soygunudur. El koyarak yandaş olana ekonomik olanak satıyorlar. Buda ayrı bir suçtur. Türk ulusunun gücünü Türk ulusuna karşı kullanmak demektir. Tümü Türk ulusunun bilgisi dışında sarayda pişen yasalar ile oluyor. Vatanı ve ulusu tehdit eden tekel sektör ve holdinglere kamulaştırma devrimi ekonomisi ile güçlerini küçültmek gerekir. Aksi takdirde bu soygun mevcut tüm siyasi partiler ve siyasilerin doğal ömürlerini tamamlaları sonucu yönetim ve kamulaştırma devrimi ile zulüm bitecek. 1938 sonrası Amerikan operasyonu ile oluşan bölücü siyaset ve soyguncu sermaye
Hayata Dair
Reklam
Reklam