Karahanlılar ve Türk Devlet Geleneği
8/10
·265 syf.··
2026 76. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 23:54
Türkler tarih boyunca yalnızca kılıçlarıyla değil, devlet kurma kudretleriyle de tarih sahnesinde yer almışlardır. Hunlardan Göktürklere uzanan bu büyük devlet geleneği, İslamiyet'in kabulü ile yeni bir safhaya geçmiş ve Karahanlılar devrinde eski Türk töresi ile İslam devlet anlayışı aynı nizam içinde birleşmiştir. Bu sebeple Karahanlılar, Türk tarihinin kırılma noktalarından biri olarak görülür. Eserin satırları arasır dolaşırken devletin yalnızca bir idare mekanizması olmadığı, aynı zamanda bir mefkure olduğu hissedilir. Nitekim bu anlayış şöyle ifade edilmektedir: "Devlet, yalnızca hükmetme vasıtası değil; töre, nizam ve inancın birlikte yürüdüğü bir yüksek düzendir." Satuk Buğra Han ile başlayan İslamlaşma süreci, eski Türk devlet geleneğini ortadan kaldırmamış; aksine onu yeni bir medeniyet zemini üzerinde yeniden şekillendirmiştir. Hükümdarlık anlayışı, saray teşkilatı, ordu sistemi ve idari yapı bu dönemde yeni bir hüviyet kazanmış ve kendisinden sonraki Türk-İslam devletlerine temel teşkil etmiştir. Prof. Dr. Reşat Genç, "Karahanlı Devlet Teşkilatı" adlı eserinde bu yapıyı bütün yönleriyle ele almakta; yalnızca kurumları değil, bu kurumların arkasındaki devlet anlayışını da ortaya koymaktadır. Böylece Karahanlılar, bir geçiş devleti olmaktan ziyade bir temel devlet modeli olarak karşımıza çıkar. Karahanlılar üzerine yapılan en kıymetli çalışmalardan biri olan bu eser, Türk devlet geleneğini anlamak isteyenler için önemli bir kaynak niteliğindedir.
Karahanlı Devlet TeşkilatıReşat Genç · Türk Tarih Kurumu · 06 okunma
Yıkımlarla Taşan Bir Coğrafya da Yalnız Bir Sultan
10/10
·648 syf.··
2026 25. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 01:01
Osmanlı tarihinin en çok tartışılan, kutuplaşmış ideolojilerin gölgesinde ya tamamen yerilen ya da kusursuzlaştırılan figürü II. Abdülhamid’i anlamak, her şeyden önce onun üzerindeki tarihi kalın perdeleri kaldırıp insani yönüyle yüzleşmeyi gerektirir. François Georgeon’un kaleme aldığı Sultan Abdülhamid biyografisi, nesnel yaklaşımıyla buna harika bir zemin hazırlıyor. Ancak bu eseri, satır aralarında kaybolarak, altını çizdiğimiz can alıcı vurgular ve hissettiğimiz derin empati üzerinden okuduğumuzda, karşımıza ideolojik kalıpların çok ötesinde; yalnızlık, hüzün, büyük idealler ve coğrafyanın getirdiği amansız bir çaresizlikle yoğrulmuş trajik bir lider portresi çıkıyor. ​Abdülhamid’in saltanat yıllarındaki o meşhur "şüpheci" ve "merkeziyetçi" yönetim tarzının köklerini anlamak için, Georgeon’un da altını çizdiği gibi, onun travmatik gençlik yıllarına inmek gerekir. Daha tahta çıkmadan önce etrafı şüphe duvarlarıyla örülmüş bu şehzade, kendi gençliğini "Gençliğinde 'saltanat için bir gün tehlikeli olabilirim korkusuyla beni dünyadan ayırdıkları, hiçbir şey öğrenmeme müsaade etmedikleri için ne kadar bedbaht'..." sözleriyle özetler. Eğitim hakkı bile elinden kısmen alınarak soyutlanan bu bedbaht şehzade, tarihin bir cilvesi ve ardı ardına gelen diplomatik krizler neticesinde bir anda kendini uçsuz bucaksız bir imparatorluğun başında bulur. O, tahtı büyük hırslarla ele geçiren bir fatihten ziyade, imparatorluğun en büyük yapısal krizlerinin tam ortasına fırlatılmış talihsiz bir hükümdardır. ​Bu devasa devlet yükünün ve sert siyasi manevraların arkasında ise, resmi tarih anlatılarının genellikle ıskaladığı, sevgiye aç bir iç dünya gizlidir. Hatıratında geçen "Aile hayatım da kalbimin yumuşak olduğunu, sevgiye muhtaç olduğunu gösterir" ifadesi, sarayın soğuk
Sultan AbdülhamidFrançois Georgeon · İletişim Yayınları · 2012166 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·176 syf.··
2026 10. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 10:03
Son Kızılbaş Şah İsmail kitabı, Safevi Devleti'nin kurucusu Şah İsmail'in hayatını, siyasi mücadelesini ve dönemin güç savaşlarını ele almaktadır. Kitap, yalnızca bir hükümdarın yükselişini değil, aynı zamanda 15. ve 16. yüzyıllarda Anadolu, İran ve çevresindeki siyasi çekişmeleri de anlatmaktadır. Eserde dikkatimi çeken en önemli noktalardan biri, dönemin sert ve acımasız yönetim anlayışının ayrıntılı şekilde anlatılması oldu. İktidar mücadeleleri sırasında uygulanan işkenceler, infazlar ve düşmanlara verilen ağır cezalar dönemin ne kadar kanlı geçtiğini göstermektedir. Özellikle siyasi rakiplerin ortadan kaldırılmasında kullanılan yöntemler, günümüz değerleri açısından oldukça sarsıcı ve üzücüdür. Beni en çok etkileyen olay ise Safevilerin Akkoyunlu hükümdarının başını ve bir parmağını keserek karşı tarafa göndermesi oldu. Bu olay, dönemin savaş kültüründe korku salma ve güç gösterisi yapma amacının ne kadar ileri boyutlara ulaştığını açıkça göstermektedir. Tarihi bir olay olmasına rağmen, bu sahne kitabın en çarpıcı ve unutulmaz bölümlerinden biri olarak hafızamda yer etti. Okurken bir ara verme ihtiyacı duydum ve yanlış okuma ihtimalime karşı tekrar tekrar okudum. Genel olarak eser, Şah İsmail'in kişiliğini, siyasi dehasını ve yaşadığı dönemin sert gerçeklerini anlamak isteyenler için düşündürücü bir tarih kitabıdır.
Son Kızılbaş Şah İsmailTufan Gündüz · Yeditepe Yayınevi · 2015430 okunma
Puan vermedi
Kitap Erhan Afyoncu'nun Osmanlı'nın son dönemlerini , işgal yıllarını ve Kurtuluş Savaşı'nın başladığı yıllarda yaşanan tarihsel vakalarla ile ilgili yazdığı köşe yazılarından oluşuyor. Çıkaracağımız çok ders var. Tanzimat - Islahat Fermanları, Devleti ayakta tutacak güçlü kadroların bir türlü yetiştirilemeyişi, yapılan ıslahatların bir türlü bünyeye fayda sağlamaması,Rumeli'de kaydedilen Vatan, Balkan Savaşı'nın utancını silmek için Çanakkale'de gözünü kırpmadan savaşan Mehmetçik,Medine'de Fahrettin Paşa'nın efsanevi direnişi , Çölde sebil gibi akan Türk kanı ve yaşanılan ihanetler ,Ahd-i Milli hasreti, 1920'de Musul için verdiğimiz mücadele... Emin olun satırları okuduğunuzda aslında bugünü okuyor olacaksınız
Geleceği Anlamak İçin Yakın Tarih DersleriErhan Afyoncu · Yeditepe Yayınevi · 2021171 okunma
Biraz da tarih incelemeleri :)
Puan vermedi
Menderes'in Dış Politikası Batı'nın Güdümündeki Türkiye Hüner Tuncer Doç. Dr. Hüner Tuncer’in titiz bir arşiv çalışması ve diplomatik birikimiyle kaleme aldığı Menderes’in Dış Politikası eseri, Türk dış politikası tarihinin en radikal dönüşüm süreçlerinden birini uluslararası ilişkiler disiplininin temel yapı taşları üzerinden analiz eden sarsıcı bir kitaptır, Tuncer, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini oluşturan ve geleneksel dış politikayı biçimlendiren Atatürkçü ilkeler ile 1950-1960 yılları arasında Demokrat Parti (DP) iktidarı tarafından hayata geçirilen pratikler arasındaki derin kırılmayı mercek altına almaktadır. Kitap, temelde realist bir uluslararası politika perspektifiyle yazılmış olup, bir devletin kendi ulusal gücüne dayanmaksızın, salt bir süper gücün koruyuculuğuna ve dış yardımlara yaslanarak tam bağımsızlığını sürdüremeyeceği tezini savunmaktadır. Tuncer, yapısal analize geçmeden önce, Atatürk dönemi dış politikasının "gerçekçilik", "tam bağımsızlık", büyük güçler arasında denge kurma ve ideolojik dogmalardan uzak durma gibi temel prensiplerini anımsatarak, Menderes dönemindeki "sapmanın" teorik ve pratik boyutlarını daha görünür kılmaktadır. Uluslararası sistemin İkinci Dünya Savaşı sonrasında çok kutupluluktan iki kutupluluğa evrilmesi ve Soğuk Savaş’ın tırmanması, Türkiye’nin jeopolitik konumunu kırılgan bir zemine taşımıştır. Eserde, bu dönemin en kritik eşiklerinden biri olan İkinci Dünya Savaşı ertesindeki Türk-Sovyet ilişkileri ve SSCB’nin Boğazlar ile Doğu Anadolu üzerindeki haksız talepleri teferruatlı bir biçimde incelenmektedir. Yazar, bu noktada önemli bir tarihsel ayrım yapmakta; İsmet İnönü dönemindeki Batı’ya yakınlaşma hamlelerinin savaş sonrası koşulların ve Sovyet tehdidinin dayattığı istisnai, konjonktürel bir zorunluluk olduğunu belirtirken, DP iktidarının bu çizgiyi
Menderes'in Dış Politikası Batı'nın Güdümündeki TürkiyeHüner Tuncer · Kaynak Yayınları · 20133 okunma
9/10
·316 syf.··
2026 19. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 22:44
Kapadokya’daki Amerikalı Misyonerlerin Bilinmeyen Tarihi Wilson Amos Farnsworth'un bu eseri, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Orta Anadolu'da yürütülen Amerikan misyonerlik faaliyetlerini anlamak açısından kaynak niteliğinde bir eserdir. Yazar Türkiye’de en uzun süre görev yapan misyonerlerden biri sıfatıyla yaşadıklarını 1904 yılında bir kitap taslağı haline getirmiş ancak 1912 tarihinde kitabı bastıramadan vefat etmiştir. Bu taslak metin Mehmet Şahin tarafından 2015'te Harvard Üniversitesi Kütüphanesi misyoner arşivinde rastgele bulunmuş ve serüveni böyle başlamıştır. Kitap, sadece bu misyonerin hatıralarından ibaret değil aynı zamanda dönemin sosyal, kültürel, dini ve eğitim hayatına ışık tutar. Kitapta Kapadokya diyince benim aklıma ilk Nevşehir gelsede aslında Kayseri (Talas) başta olmak üzere Yozgat, Nevşehir, Niğde, Ankara ve çevre yerleşimlerde yürütülen American Board faaliyetleri ele alınıyor. Örgüt (yabancı ülkelerde görevli amerikalılar örgütü) 1810 yılında kuruluyor, dini bir sivil toplum olması münasebetiyle görünüşte siyasi bir nitelik taşımıyor ama din üzerinden gidilerek bütün dünyada Amerika’ya geniş bir kültürel, sosyal, ticari ve dolaylı olarak siyasi etki alanı yaratıyordu. Bu bölgede etkili olabilmek için de eğitim, sağlık, okul açma, dil öğrenme ve yerel halkla yakın ilişkiler kurma gibi yöntemlere başvurmuşlardır. Özellikle okullar, bu faaliyetlerin merkezinde yer almış. Erkek ve kız çocuklar için açılan okullar, bir yandan modern eğitim verme iddiası taşırken diğer yandan misyonerlik faaliyetlerinin yayılması için önemli bir araç haline gelmiş. Özellikle kızların eğitimine daha çok önem verilip özel okullar açılması çok dikkat çekici, etkisini mezun olup bir çok bölgeye gönderilen işine sadık kadın misyonerlerden anlıyoruz. Kitapta, tam da
Kapadokya’daki Amerikalı Misyonerlerin Bilinmeyen TarihiWilson Amos Farnsworth · Yapı Kredi Yayınları · 20187 okunma