Valiye ya da milletvekiline şikâyet dilekçeleri yazmak durumunda değilim, onlar yaptıklarından beni haberdar etmek durumundalar ve şikâyet ettiğimde de duymuyorlarsa ne yapmalıyım? Ama bu durumda devlet hiçbir çözüm sunmamaktadır, çünkü sorun zaten kendi anayasasıdır. Biraz sert, inatçı ve ödün vermeyen bir tavır olarak algılanabilir ancak; sadece hak eden ve değerini bilenlere nazik ve düşünceli olmak gerekir.
Yani, her değişim daha iyisi içindir; tıpkı bedeni tamamen sarsan doğum ve ölüm gibi.
En özgür komşumla görüşmelerimde, şunu anlıyorum ki, sorunun büyüklüğü ve ciddiyetiyle ilgili ya da halk huzuru ile ilgili ne düşünürlerse düşünsünler, eninde sonunda, ailelerinin veya mülklerinin başlarına geleceklerden korktukları için, direnişi değil yönetime uymayı tercih ediyorlar.
Vergi memuru ya da herhangi bir memur, “Ben ne yapayım?” diye soracak olursa, cevabım şudur; “eğer gerçekten bir şey yapmak istiyorsan, istifa et.” Ne zaman ki insanlar bağlılığı reddederse ve memurlar istifa ederse, o zaman devrim tamamlanmış olur. Ama yine de kan akacaktır. Ama vicdanlar yaralandığında da kan akmış sayılmaz mı?
İnsanlar genellikle, böyle yönetimler varken, değişim için çoğunluğun ikna olması gerektiğini düşünür. Eğer tek başlarına direnişe kalkarlarsa, durumun daha kötü olacağını düşünürler. Ama durumun giderek kötüleşmesi, yönetimin suçudur. Reformu anlamak ve buna zemin hazırlamak daha uygun değil midir? Neden yönetimler çözüm sunan azınlığı dikkate almazlar? Neden daha canları bile yanmadan ağlamaya başlarlar? Neden vatandaşları, yönetimin hatalarını bulmaya ve onları düzeltmeye teşvik etmezler? Neden İsa her zaman çarmıha gerilir, Kopernik ve Luther aforoz edilir ve Washington ve Franklin isyancı addedilir?
Günah yüzünüzü bir kez kızarttıktan sonra, alışkanlık yapar, ahlaksızlıktan kayıtsızlığa dönüşür ve sanki kurduğunuz hayatlar için bir gereksinim halini alır.