ne yazık ki ümitsiz fikirler üzerinde ısrarla durmak onlarda alışkanlık olmuştu. küçük arabamızın enkazının er ya da geç soba gibi savaşta değerli olan bir şeyle değiş tokuş edileceğinden hâlâ emindiler; renault sonuçta daha üç yaşında, diye vurguluyordu annem sürekli.
“ama sırf sürücü kapısında bin tane kurşun deliği var!” dedim.
“kapılar değiştirilir,” dedi babam.
“motor da delik deşik ama.”
“araba daha üç yaşında.”
“diğer herkesin sobası var, sadece bizim yok!”
“diğerleri, yakında tamamen değersiz olacak bir şey için para harcayacak kadar aptallar. elektrik geldiğinde kimsenin odun sobasına ihtiyacı kalmayacak.”
“ama elektrik yok.”
“henüz yok,” dedi babam ve gülümsedi. “ama yakındır. savaş yakında sona erecek. yılbaşına kadar hallolur, görüşmeler şimdiden yapılıyor.”
“radyoda görüşmelerin kesildiğini söylediler.”
“ertelendi,” diye beni düzeltti babam. “kesilmedi. ertelendi.”
“ama ben şimdi üşüyorum. bizim şimdi sobaya ihtiyacımız var.”
“renault daha üç yıllık. karşılığında bize odun sobası verecek birisi bulunacaktır.”
“ama renault tamamen delik deşik.”
böylece durmadan başa dönüyorduk.