Dünyada nereye gidersen git, ister daha büyük ister daha küçük topluluklarda, yüzler ne kadar çalkantılı, ne kadar kuşku dolu, bu ne gerilim, bu ne güven yoksunluğu, bütün yüz hatlarında kasılıp kalmış bu ne direnç! Gerginlik, yalnızlıktan ileri geliyor. Bu açıklanabilir ve her açıklamanın geçerliliği vardır ama kimse gerçek sebebin adını koymuyor. Aynen böyle bir yalnızlığın içinde olan, aynı kasılmış, düşmanca yüz ifadesine sahip altı çocuklu anneler tanıyorum ve eldivenlerini, sanki hayatları bir dizi mecburiyetten oluşuyormuşçasına aşırı bir özenle çıkaran burjuva bekârlar. Politikacılar ve kâhinler tarafından dünyaya çağrılan topluluklar ne kadar yapaylaşırsa, çocuklar bir topluluk duygusuna ne kadar zorlanarak yetiştirilirse, ruhlardaki yalnızlık da o kadar amansız oluyor. Buna inanmıyor musun? Ben bunu biliyorum. Ve söylemekten yorulmayacağım.
çünkü -bunu şimdi anlıyorum- bütün babaların içinde bir tanrı var ve evlatlarını kilden heykelcikler gibi, her zaman eksik görüyorlar; onları sürekli olarak kendi imgeleri, kendi benzerleri gibi yaratmak istiyor ve lanetliyorlar: üzerlerine hastalıklar ve afetler saldıktan sonra da kendi kibirlerinden ötürü onları affediyorlar. biz bu dünyadaki bütün insanlar ömür boyu kolsuz, bacaksız, sakat bir halde dolaşıp duran çekingen ve her tarafı çatlak, kilden evlatlardan ibaretiz. kimse bizi göremese de.