Kendini suda yüzen, dalgaların keyifli bir biçimde salladığı bir mantar tıpa gibi hissettiğini ama denizin dibinde ne olduğunu asla öğrenemeyeceğini söylüyordu. 
Hayatım boyunca kimse benimle bu kadar ilgilenmemişti ve sanki söylediğim her şey, mezarlığa giden yolda ya da kömürlükte düşündüğüm her şey, çok önemliymiş gibi, onun kadar çok soru yöneltmemişti bana; işte bu yüzden Alberto’yla şehirde gezerken ya da bir kafede otururken çok mutlu oluyor ve kendimi artık o kadar yalnız hissetmiyordum.