O yemekte rakının durumu muhtemel, kadınların içmeyeceği kesindi. Muhtemeldi, çünkü toparlacık Leylacık’ın ailesi laiklikten muhafazakarlığa geçiş sürecinin içindeydi. Şanlı kayınpeder hacca daha yeni gitmişti. Gerçi Uluçmüdürdayı iktidarın başmemur adamı olmuşsa da, süreci henüz tamamlamamışlar, iktidara tam anlamıyla kenetlenmemişlerdi. O da olacaktı inşallah.
Akıllarından annemin kızı olduğum geçiyor, biliyorum. Annemden nasıl nefret ettiklerini düşünüyorlar. Benden de nefret ediyorlar. Ama sessiz, uslu, temiz, üstelik babası ölümle pençeleşen küçük bir kızdan nefret etmek ayıp geliyor ikisine de. Bu yüzden kendilerini suçladıklarını, bana iyi davranmak için çabaladıklarını görebiliyorum. Yine de nefret en sarhoş edici duygulardan biri.
Ölmek evlaydı. Ama insan ikiye bölünse bile ölmeyebiliyordu. Ağır yaralı olarak yaşamaya devam ediyor, işin kötüsü kendinde son darbeyi vuracak gücü bulamıyordu. Ölmek isteyip de ölememek korkunçtu.
Ama beni babaanne mahvetmedi. Beni ben mahvettim. Ya da beni hayat mahvetti. Ya da babam, annem, babaanne, Süleyman amca, herkes. Beni kimin mahvettiğini bilmiyorum. Sadece mahvolduğumu biliyorum.