Çünkü eğer rüyaları saymazsak, uyku tıpkı ölüm gibiydi; her şeyi silen, yaşadıklarımızı bir süreliğine de olsa sindirmemize yarayan bir unutma hali. Bazı uykular unutmanın diğer adıydı.
Sözlükte yeni sözcükler ararken işaretparmağımı bir kelimenin üzerine koydum. "Bak ne buldum abi" dedim, "paşmerge."
Pêşmerge mi?" diye sordu. "Hayır, paşmerge. Merg, Farsçada ölüm demek. Pêş ön, paş arka. Pêşmerge ölüme giden demek. Ama paşmerge, ölümden sonra demekmiş. Babası öldükten sonra doğan çocuğa, kitabı öldükten sonra yaymlanan yazara deniyormuş."
Ölümü kutsamak, yaşamı savunmaktan daha önemliydi artık. Herkes öfkeliydi. "Ölüm" sözcüğü ekmek, su gökyüzü ve ağaçların hediyesi hava kadar sıradan bir sözcüğe dönüşmüştü o günlerde.