Hiç kimse gezinmiyor, herkes sanki bir iş peşinde koşuyordu. Sokaktaki insanlar yaşamıyor, koşup gidiyorlardı. Oysa bir zamanlar kolumda çantamla geçerken, buraları bana tatile çıkmış, hiçbir derdi olmayan insanlar cenneti gibi, o sıralarda öyle olduğunu sandığım kaplıcalar gibi gelirdi. İnsan bir şeye istek duyunca, her yerde onu görüyordu. Bütün bunlar acı veriyor, üzüyordu beni.
Torino’ya -savaş sırasında- bir saldırının ertesinde gelişimi anımsadım; su boruları patladığı için banyo yapamamıştım. Bunun ne demek olduğunu düşündüm: “Hayat, bir banyo sundukça yaşamaya değerdi.”