En önemlisi, cancağzım, kendim için üzülmüyor, kendim için acı çekmiyorum; bana göre hiçbir şey fark etmez, dondurucu ayazda paltosuz, çizmesiz gezerim, her şeye katlanır, dayanırım, bana vız gelir; sade, küçük bir insanım ben, ama insanlar ne der? Düşmanlarım, kötü dillilerin hepsi ne der paltosuz gidersem? Zaten insan paltoyla geziyor, çizme giyiyorsa ne yazık ki hep başkaları için yapıyor bunu. Bu durumda çizmeler de, canım, ruhum benim, ismimin onurunu ve değerini korumak için gerekli; delik çizmeler içindeyken ya ruhum ya onurum zarar görür, inanın, canım, bunca yıllık deneyimime inanın; benim gibi dünyayı ve insanları tanıyan bir ihtiyarı dinleyin, birtakım acemi ve kötü yazarları dinlemeyin.
Ama siz kabul edersiniz ki, cancağzım, düğme olmadan yapamam; ceketimin yarısında düğme kalmadı bile! Majesteleri'nin bendeki bu düzensizliği fark edip de bir şey söyleyebileceğini ne zaman düşünsem titriyorum, kim bilir neler söyler! Canım, ben, dinleyemem bile söylediklerini; çünkü ölürüm, ölürüm, oracıkta ölürüm, çünkü bu olursa utançtan ölürüm, bir tek düşüncesi bile yeter!
Majesteleri de bu aralar masamın yanından sık sık geçiyor; Tanrı korusun, ya bana bir bakar da uygunsuz bir şekilde giyindiğimi görse! En önem verdiği şey de temizlik ve düzendir. Kendileri, belki, hiçbir şey söylemeyebilirler, ama ben utançtan ölürüm, ölürüm işte. Bunun sonucunda ben, utancımı delik cebime koyup Pyotr Petroviç'e gittim, hem umut dolu, hem de bilememekten ölümle canlılık arası bir halde gittim.