Her nerede olur olursak olalım, bir iki saatlik okuma zihnimize yeni bir ferahlık, arzularımıza yeni bir yükselme meyli, şuurumuza yeni bir kuvvet ve saadet bahşetmek konusunda cimrilik etmez. Yeter ki bunlar bizim sevgili dostlarımız olsun.
Özellikle okumak zaruridir. Mesleğimizde ne kadar çok ilerlersek ilerleyelim, uzmanlığımızın genişliği ve sınırları ne kadar sağlam bulunursa bulunsun, fikrimizi geliştirmek için ihtisasımız ve mesleğimimiz haricindeki yayınları okumazsak geri kalırız. Okuyarak düşünme melekelerimiz yükselir, malumatımımız genişler, muhakeme gücümüz sağlamlık kazanır, maddi ve manevi hadiselere daha geniş bir perspektifle bakmayı başarırız.
Cidden kararlılıkla çalışmaya oturun, zihnin en kapalı sanıldığı zamanlarda bile yeteneği açmanın arzuya bağlı olduğunu göreceksiniz. Yemek yedikçe iştah açılır, zihin de çalıştıkça parıldar.
Bazı tembeller de vaktinin yetişmemesinden şikayet etmez, “fakat arzu ve yetenek olmadıktan sonra çalışmaya koyulmak gereksizdir, uykuda uyur gibi duran ağır bir düşüncenin hiçbir şeye gücü yetmez.”(Payot) derler. Ne yanlış! Yeteneksiz ve ağır olan bizim zihnimiz değildir, irademizdir. Biz istemiyoruz da onun için zihnimizin kabiliyetsizliğini bahane ederek mazeret olarak dile getiriyoruz.