Aciz kullarız, duaya çok ihtiyacımız var. Sevgi olursa dua yürekten olur, uzaktan yakından insanlarla “ahiret kardeşliği” dediğimiz bir yakınlık kuruluyor.
Zamanımız şâirlerinden Kadir Mısıroğlu da, vatandan cüda kaldığı zamanlarda yazdığı “Gurbet” isimli bir şiirinde bu gerçekleri şöyle terennüm etmektedir:
Yurda değil,
Rabbime Sekînet âlemine,
Dönünce biter gurbet,
Mutlak olan âkıbet!..
Lâkin o vakte kadar,
Binbir iniş-çıkış var!..
Meşhur darb-ı meseldir:
Yeter! Tüketme nefes,
“Allah bes, bâkî heves!..”
Bir gurbet diyarı olan dünyâya gelen her fânînin ömür takvimi, ölümle son bulur. Bunun için dünyâya geliş ve gidişin idrâki içinde olup da garîb bir yolcu gibi yaşayanlar, İlâhî nasiplerin heyecânıyla, dünyânın çile, ıztırap, gam ve keder dolu imtihanlarında muvaffak olmaya gayret gösterirler. Onlar, gurbet hayâtının gâh sürür, gâh elem olarak tecellî eden muhtelif tezâhürleri karşısında dâimâ tevekkül, teslîmiyet, sabır ve rızâ hâlinde yaşarlar. Böyle bahtiyar kimselerin ölümleri, sonsuz rahmet kapılarını aralatan bir vuslat, yâni Rabbe kavuşma şeklinde tezâhür eder.
Hakk’ın sanatı, kudreti, yaratma gücü, en kâmil mânâda insanda tecellî etmiştir. Bu itibarla insan, mânevî kirlerden, nefsânî arzulardan arınır ise, tam mânâsı ile kâmil olur. Bir mıknatıs etrâfındaki metal tozlar gibi, geldiği âleme şiddetli bir iştiyak ve hasret duyar.
Bu, insan ruhunun Allâh’tan geldiği için vâsıl-ı ilâllâh olma istîdâdıyla mücehhez olmasındandır. Bu istîdâdın harcı da, hakîkî muhabbettir. Muhabbet, yürekte bir ateştir ki, gönülde mâsivâ bırakmaz, yakar, işte bu yanışla insanda geldiği yere dönme meyli tezâhür eder, Rabbine olan iştiyak ve arzusu artar, hasreti şiddetlenir.