Meşgûfâne

Yine Efendimiz (sas) bir gün: "Hanımlar ale­minin en hayırlıları şu dört hanımdır: İmran' ın kızı Meryem, Huveylid'in kızı Hatice, Muhammed'in kızı Fatma ve Firavun'un hanımı Asiye " [Buhari, Ehadisi'l-Enbiya, 27; Tirmizi, 3878]
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Efendimiz dedi ki ; "Ey Aişe! Ben, en çok Hatice'yi seviyorum. Seven; sevdiklerinin sevdiğini de sever." [ Buhari, Menakibü'l­ Ensar , 19,21]
O mesuliyet de şudur ki: Risaletin mesajlarını başkalarına duyurmaya çalışanlar, acaba ne kadar bu temsiliyet görevinin hakkını yerine getirmek­tedirler. Unutulmaması gereken bir hakikat var ki, tüm Müslümanlar tebliğ görevi ile mükelleftirler; ancak tebliğ, hakkıyla temsil etmekle gerçekleşir. Temsiliyetin hakkını ödeyemeyenler, nasıl tebliğ edebilirler ki?
Doğrudur, risalet görevi hatemen nebiyyin/ peygamberlerin so­nuncusu olan Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) ile mühürlenip sona erdi. Ama risaletin mesajının duyurulması nokta­sında Hz. Muhammed'e (sallallahu aleyhi vesellem) gönül verdiğini iddia edenler; bu konuda büyük bir mesuliyet altındadır­lar. O mesuliyet de şudur ki:
Tefehhüm: Fehmetme, farkına varma, anlamlarına gelmektedir. Okuduğunun idrâki içinde olmak, mümkün mertebe ne okuduğunun şuûrunda olabilmek. Bu incelik, huzûr- i kalbden sonra en ehemmiyetli husustur. Bu da, namazdaki hâlin diğer zamanlara da taşınabilmesi noktasında büyük bir köprü vazîfesi görür.