İnsan, inandığı şeye göre hayatını tanzim eder. İnancına göre bir yaşam biçimi oluşturur ve belirli davranışları sergiler. Bazı eylemleri yaparken, bazılarını yapmaz. Böylece bir istikamet belirler ve kendisini o düşünceye veya sisteme ait hisseder. Aidiyet tam olarak budur. "Ben buraya aitim" diyerek iç dünyasında bir kabullenme yaşar. Ancak bu aidiyet, başkaları tarafından bilinmeyebilir. Ta ki eylemlerimizle bunu dış dünyaya yansıtana kadar.
Mavi tasavvufta tevhidin rengidir. Siz kendinizi mavi elbiseyle görürseniz, bu size manada hoş gelir. Demek ki kalbim tevhid üzere ve bana maveradan bir mesaj geldi dersiniz. Mesela hava da mavidir. Havada bir partikülü ötekinden fark etmezsiniz. Deniz de mavidir. Suyu alırsınız renksizdir. Peki, niye mavi görünür? Bir büyük tevhid! Dünyadaki akisleri böyle.
Allah'ın (c.c.) verdiği akıl çok mühim. Ama sınırı var. Sınırı kim belirliyor? Vahiy belirliyor. Bu çok mühim bir ayrımdır. Bunu görmek lazım. Ve bunu hayata rehber edinmek lazım. Dolayısıyla böyle baktığımız zaman hiçbir şey şaşırtıcı değil. Vahyin söylediği çıkıyor. Biz beşer olarak şundan dolayı şaşırıyoruz: beklemiyoruz, unutuyoruz, gaflet ediyoruz.