Çalışmadan ve gayretten maksat, hafızamızı zenginleştirmek için sürekli olarak okuyup öğrenmek değildir.
.
.
.
İnsan yalnız öğrendiği ile yetinmemeli, bizzat aklî melekeleri ile tefekkür edebilmelidir ki hakikaten bir çaba göstermiş sayılsın.
Medenileşmemiş toplumların nefret ettikleri şey yoğun olarak sarf edilen bir çaba değil, daha fazla kuvvet sarfını gerektiren düzenli ve devamlı bir çalışmadır.
Samimi mutluluğu hayatın tesadüflerinde arayanlar, hayatın her dakika bir başka edayla meydana gelen büyük belalarına sonsuza dek maruz kalırlar. Çünkü bu tesadüfleri sevk ve idareye beşerin kudreti yetmez. Fakat bunların mutluluğu meydana getiren şeyler olamayacağını, kalbimizin derinliklerinde mevcut olan mutluluğu, duygularımızı hayır ve hakikatin yüce gayesine yönlendirerek elde edebileceğimizi ve arzularımız ile yaptıklarımız arasında tam bir birliktelik olmasına bağlı olduğunu bilirsek, duygularla fiilleri uyumlu ve orantılı bir surette idare etmek için terki câiz ve mümkün olmayan sağlam bir iradeye sahip olabilirsek hem kendi mutluluğumuzu sağlamış ve hem de çevremizde yaşayanları; ailemizi, vatanımızı ve insanlığı daima hayır ve hakikate yönlendirerek onları sürekli olarak verimli hâle getirdiğimiz işlerimiz ve çalışmalarımız sayesinde nimetlendirmiş ve faydalandırmış oluruz.