Evet, bizim de medeniyetimiz var ama o diğerlerinden çok farklı. Zulmü adalet, soygunu ikram, yalanı gerçek gören medeniyetlerinin müminlerin ne alakası olabilir? Sömürgecilik ile sadaka taşının, çatılara hatta bugün ağaç dallarına konan dikenlerle kuş evlerinin, temizlik bilmeyenlerle hamam kültürünün, yardım adı altında ülkeleri soyanlarla Allah rızası için tasadduk anlayışında olanlar aynı olabilir mi?
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Batı'da çifte standart düzeltilmesi gereken bir sorun değildir, iyi bir şeydir. Batılının kendi uyguladığı standart ile size uyguladığı elbette farklı olacaktır. Bundan hicap duymaz, aksine siz samimiyetten bahsedince şaşırır: "Nasıl yani, siz kendi çıkarınızı korumak için gerçeği eğip, bükmez misiniz? Yalan söylemez misiniz? Aldatmaz mısınız?" der.
Batılı için bir "ben" vardır, bir de diğerleri... Burada tercihi hep "ben"den yanadır. Fakat "ben"in çıkarını büyütmek için "öteki" ile bir yalancılık oyunu oynaması gerekir. "Öteki"nin de çıkarının artacağı hissini vererek kendi çıkarını büyütmelidir. O yüzden "yalan" Batı'nın en büyük sermayesidir. Dünya üzerinde bugüne dek bu kadar saf "yalan"a dayanan ve yalanı "gerçek" gibi gösteren başka bir medeniyet gelmemiştir. Batı bunu başarmıştır.
Öyle bir karanlık oda düşünün ki, duvarlarından bir iğne deliği kadar bile ışık almıyor. Hiçbir yerinden "insanlık, iyilik, hayır" ışığı sızmıyor. Bu mutlak karanlıkta doğan, büyüyen, yaşayan insanların "ışık" diye bir şey bilmelerine imkân var mı? Batı'daki gayri-insani sistemin ayakta durmasının sebebi budur. Nefsin karanlığına en küçük bir hakikat ışığının sızmasına asla izin verilmez.