Normal insanların niye güvenli toprakları terk etmediğini, niye kendilerini maceraya açmadıklarını çok iyi anlamıştı artık.
Mülkiyetleri büyük bir tehlikeye karşı koruma görevi üstlenmişti.
Hangi tehlike mi? Kendileri!
Kurulu düzen, insanın kendi kendisiyle karşılaşmasını engelliyordu.
Onu keskin ve yoğun bir özlem duygusu uyandırmıştı. Yakıcı, yeri boş kalan, içini sızlatan bir özlem duygusu; ama bu duygunun nereye yöneldiği belli değildi. Öylesine bir özlemdi işte; belki boşluğa, belki hiçbir yere, belki de özlem duygusunun ta kendisine.
Uyuyan Endymion gibi kendi kaderini belirleme cezasına çarptırılmış olma duygusu,
bu dünyaya en ufak bir çentik bile çizemeden geçip gitme korkusunun yarattığı bir şeydi.