Yaşamak güzeldi; sabahlar, akşamlar vardı. Bin türlü güzel şeylerle doldurduğumuz saatler vardı. Uyumak ve uyanmak vardı; rüyalar vardı, hayaller vardı. Bu sevimli budalanın kollarında kendisini kaybetmek ve sonra gene orada, onun için kendini bulmak vardı.
– Dünyanın her tarafında aşk aynı değil midir?
– Hayır ve evet... yani fizyolojik iş olarak pek değil! Böceklerle memeli hayvanlar arasındaki farkı düşün. Deniz hayvanlarının biçare üreyişlerini düşün, insanlarla öbür memeliler arasındaki farklar, sonra kavim, kabile, cemaat, medeniyetler arasındaki farklar... Sonra birdenbire gülerek ilâve etti:
– Meselâ sen rahip böceği olsaydın, Emirgân'a ilk geldiğin gün beni yemiş olurdun...
– Ve bittabi hazmedemeyeceğim için ben de ölürdüm...
Hakikatte Nuran’ın aşkı Mümtaz için bir nevi dindi. Mümtaz, bu dinin tek âbidi, mabedin en mukaddes yerini bekleyen ve ocağı daima uyanık tutan başrahibi, büyük mâbûdenin sırrın yerini bulması için insanlar içinden seçtiği fâni idi.
Yaşar Bey bu ilâçlardan bahsederken en istiâreli dilleri kullanır. C vitamini aldım, diyeceği yerde “seksen beş kuruşa bir milyon portakal aldım!” der.