Şimdi söyle bakalım Kâmran, gülbeşekeri beğendin mi?
Genç adam gülerek cevap verdi:
-Beğendim.
-Sevdin mi?
-Sevdim.
-Bir daha söyle.
-Sevdim.
-Öyle değil Kâmran, “Ben gülbeşekeri sevdim.” de.
-Ben gülbeşekeri sevdim. 🕊
Hangi ümide sarılsam elimde kalıyor, neyi seversem ölüyor. İşte üç sene evvel bir sonbahar akşamıyla beraber ölen genç kızlık rüyalarım, kendi küçüklerim, sonra Munise, onun arkasından belki kalbimin öksüzlüğünü avuturlar diye ümit ettiğim talebelerim. Yavrularını tehlikede gören bir ana kuş hırçınlığıyla üstlerine titrediğim bu şeyler, sonbahar yaprakları gibi birer birer sararıyor, dökülüyor. Daha yirmi üç yaşıma girmedim; yüzümden, vücudumdan çocukluğun izleri silinmedi; halbuki gönlüm, baştan başa bütün sevdiklerimin ölüleriyle dolu. 🕊
Aç gözlerini!
Kıyamet kıyam olsun!
Ölmek dediğin dirilmeye eş değil mi?
Kıyam uyanmaksa, son dediğin o fazladan iki harf mi yani?
Ah o iki harf!
Ah o yaramaz küçüldükçe büyüyen et!
Ruhum Yaradanınsa sen al etimi, etine şifa et.
Yeter ki uyan bu kan uykulardan,
Uyan ki Yaradana şahitlik et.
Sevmedim, bu denizi, tuzu …
Derimi kavurdu geçti.
Sevmedim bu karanlığı …
Gözümün ferini aldı gitti.
Sevmedim ben gitmeleri senden.
Sevmedim kaybetmeyi ben, sevmedim bu vedayı.🕊
Ben, denizi derin derin yaşayan, daima gülen, söyleyen, dinleyen, darılan bir şey gibi tanır ve severdim. Halbuki bu gece sular bana çaresi, tesellisi olmayan büyük bir yalnızlık gibi göründü.🕊