Albayım. Albayım. Albayım. Albayım. Albayım mesela ben yıldızları izliyorum albayım. Çok güzeller be. Bakıyorsun, dünya değerli bir hale geliyor baktıkça. Sonra albayım yıldızları izlerken uyumak istiyorum. Ama onlara bakarken uyuyamıyorum ki hiç albayım! Ben alışmışım. Neye alışmışım? Uyurken kolumu alırım gözlerimin üzerine koyarım ya da yüzüstü uyurum. Yani görüşümü kapatırım. Hiçbir şey görmem. Şimdi yıldızlar çok güzel ama koluma hakim olamıyorum albayım. Ya kapatıyor gözlerimi ya da döndürüyor yüzüstü. O da alışmış öyle, kızamıyorum da. Ama ben yıldız izlemek istiyorum. Yıldızları istiyorum. Yıldızlar kadar albay. Yıldızlar kadar. Ne yapalım bu kolları? Ne yapalım bu uzantıları? Ne yapalım bu dendritleri? Ne yapalım bu körleştiren dendritleri albay? Bir akıl ver. Ben bazen acaba dendritlerim aksonlarım mı ki diye şüpheye düşüyorum albay. Heterojenlikler karışıyor. Heterojenlik arasında hangisi baskın olan bilemiyorum. Bulamıyorum. Ben de dendrit buduyorum albay. Buduyorum. Budarım. Buda da buda. Buda gibi. Yani meditasyon mu yapsam acaba? Yapayım mı ki, bilemedim. Bazen yapardım. Bazenler. Bizi bu bazenler mahvetti dimi albay? Konuş konuş, sen iyi bilirsin. Sen iyi bilirsin. Neden susuyorsun ki? Albay dediğin konuşur. Konuşsun tüm albaylar. Ben albay dinlemek istiyorum. Ben albay dinlemek istiyorum. Ben albay dinlemek ve albay düdüklemek istiyorum. Ne demiş Oğuz Atay? ''Ve Tanrı, emekli albayları, kendi suretinde yarattı.'' Ona göre yani. Albaylar önemlidir. Dikkate alacaksın.