Kaldığı sayfayı açıp dün gece altını çizdiği paragrafa baktı. "En çok da bir sabah uyanıp da hayatının geçip gittiğini görmekten korkuyordu," diye okudu. "Değersizleşeceğinden korkuyordu. Kurduğu hayallerin, beslediği umutların yok olmasından ve onu, bir erkeğin yanındaki dilsiz bir aksesuara dönüştürmesinden korkuyordu. Parıldayan masalarda pasif bir yüzle oturan annesine benzemekten korkuyordu."
"Kalp atışlarını hissedebiliyorum," dedi düşünceli bir ses tonuyla.
"Kalbimdeki kelebeklerin ömrü sadece birkaç dakika. Tıpkı senin bu tutarsız tavırların gibi..."
"İsminin anlamını biliyor musun Lara? Çoğu kişi isminin anlamını su perisi olarak biliyor fakat asıl anlamını bilmiyorlar," dedi. "İsminin anlamı Latin mitolojisinde sır tutmadığı için için dili kesilen 'ölüm perisi' demek. İsmin bile ölümü simgelerken ölümü senden nasıl uzak tutacağım?"
Bu kadar kolay mıydı bir insanın umutlarını tüketmek? Bir insana ölümü kabullendirmek bu kadar kolay mıydı? Neden hayatından vazgeçen ben olmak zorundaydım ki...
Merih bir anda elimden tuttuğunda irkilerek ona baktım. "Odana çıkmak istiyorsan çıkabilirsin, burada durmana gerek yok," sözleri yankılandı zihnimde.
Yüzümde alaylı bir gülümseme oluştu. "Ruhuma serptiğin ölüm tohumlarının acısını hissediyor musun Merih? Yeşeriyorlar ve ben vazgeçiyorum yaşamaktan," diye geçirdim içimden buram buram acı kokan ses tonumla.
"Geçmişinle yüzleşmeye gücün yoksa bunun için beni suçlayamazsın Lara. Seni öldüreceğimi bildiğin halde bana sığınan sensin! Beni kurtarıcı olarak gören sensin! Oysaki ben yalnızca ölüm olurum sana. Ne umut ne de yaşam."