• Gelgelelim insanoğlu doymak bilmiyor. Açlık her gün yinelenen bir bela, mide yeryüzü kadar kocaman bir dipsiz kuyu.
  • Bu kitap, bu kurgu, bu roman, bu roman içindeki roman, romanın içindeki romanın içindeki karakter, karakterler... Böylesine dümdüz ilerleyip de 20-30 sayfa kala mı sarpasarar bir kitap. Bir kitap belli etmez mi daha en başından farklı bir kurguya sahip olduğunu, belki de anlatmak mevzusu değildir, bilâkis anlamakla alakalıdır, okuyucu yeteneği tabii o da. Ne diyelim ben anlayamadım böyle olacağını, belki anladım ama arka plana atıp sadece anlatılanları okudum, bilmiyorum ki, sadece okuyup da yüreğimi açmasaydım kitaba gözlerim dolu dolu kitabı bitirir miydim? Bilmiyorum. Neye gözlerim doldu onu da bilmiyorum zaten. İnsan her romanın kurgu olduğunu bildiği halde bir sürü şeye yaşanmış gibi üzülür ya çünkü hiçbir zaman o yaşananların kurgu olduğu yazılmaz, dizilerin başında bile uyarırlar karakterler hayalidir diye ama kitapların başında uyarmazlar fakat bu kitapta olay daha da farklı bu kitabın sonunda biz uyarılıyoruz, evet bence de sonunda uyarılmanın ne önemi var? Bir önemi yok aslında, yazar beyefendi de uyarmak için söylemiyor zaten böyle şeyler, sadece işine geliyor, kurgusuna geliyor diyelim ya da. Ama yine de üzüyor, bunu bile bile üzüldüğüm için sorguluyorum belki de kendimi, veya karakterin birinde kendimi gördüm de en çok da onun bir yazar tarafından yazıldığı böylesine canımı sıktı? Nasıl anlatılır ki bu, anlatılmaz...

    Kitap anlatılır mı, deneyelim: Aziz Çalışkan var, Harun var, Derya var, Hande var, bana kalırsa Ahmet de var, birkaç kişi daha var ama isimleri önemsiz, aslında ikizler de var Erdal ve Hülya. Fakat bunlar mı hikayenin içindeler, yoksa hikaye mi bunların içinde ben bilemiyorum pek. Hadi biraz tanıtalım: Aziz Çalışkan yazar ama aslında tembel, Derya bir okur ama yazar da olmak ister sorsalar, sorsalar ölümsüz olmak istediğini söyler, aslında sormadılarsa da söyledi o. Harun, yaşlı bir amcamız fakat yaşını alırken yaş aldığının farkına varmayıp altmışına yaklaşmışken yaşının farkına varmış, onun arkadaşları var, ilk aşkı var, Erdal ve Hülya, bunlar ikizler zaten. Ahmet de var demiştim siz belki saymazsınız ama ben sayarım çünkü önemli olan bir romanda isminin ne kadar geçtiği önemli hale getirmez seni, seni önemli hale getiren şey nelere yol açtığındır, neyse Ahmet Derya'nın bir derya deniz olmasına ama bir kuyuda boğulmasına yol açıyor, çünkü aşk böyledir, "aşk acıtır ve acı büyütür". Burada her ikisi de var; insan acıya acıya, kanaya kanaya büyümez mi zaten? Ne diyorduk, karakterler diyorduk, mekan İstanbul, Kadıköy, Cağaloğlu, Sultanahmet belki Nuruosmaniye, belki ama..

    Neyse gelelim övgülere, gelmeyelim aslında çünkü ben bu kadar büyük değilim, benim övgüm yazarı küçültür sadece, hele de ben böylesine bir romanı ancak son zamanlarında anladıysam onda da ancak anlatıldığındaysa benim diyebileceğim tek bir şey olur: Üstâdım beni ölümsüzleştir, beni anlat, derin kuyularda bile olsam yaz beni, belki ben Yusuf değilim ama yaz beni belki yazarsan kuyudan kurtulur, balık olurum belki denizde de boğulurum ama en azından mutlu ölürüm, pardon ölümsüz olacaktım değil mi o halde en iyisi deniz olayım ben ya da kuyu, her ikisi de dipsiz değil mi ne de olsa...
  • evde dipsiz bir kuyu vardı: İyilik. İyilikseverlikleri ellerindeki parayı, güneş ışınlarının bataklık sularını kurutması benzeri eritip bitiriyordu. Paralar akıyor, taşıyor, yok oluyordu. Nasıl mı? Kimse bilmiyordu. Bazen içlerinden biri, “Nasıl oldu anlamadım ama bugün doğru dürüst bir şey almadığım halde yüz frank harcamışım” diyordu.
  • Felsefe dipsiz bir kuyu, dibini bulmak imkansız, geri dönebilirim diyenler hiç bulaşmasınn felsefeye, yine de tercih sizin.
  • Sevgi, dağ zirvesi; kin, dipsiz kuyu
    Karıştan kısadır hayatın boyu
  • ~bir çocuk kadar sevinçli
    Ve yalnız...


    dipsiz kuyu gibi karanlık
    Ve soğuk...~
  • Sunt Lacrimae Rerum
    "Olayların gözyaşları vardır "

    #SPOILER

    "Belli bir yaşı geride bıraktığınızda ,geçmişte olduğumuz çocuğun ruhu ve bizi meydana getiren ölmüşlerin ruhları kendi değerlerini ve büyülerini bizim üstümüzde harcamak için gelirler ....
    ____Marcel Proust"Kayıp Zamanın Izinde"

    "Kayıp " uzun bir arayış öyküsüdür. .zor okunan kitaplardan biridir .. çok fazla detay içerir ..üstelik küçük puntolu basımı sayesinde gözlerinizi perişan eder :)

    Ip uçları ..
    Polonya ,Naziler,Kadınlar ..

    "Tecavüz ettiler ve hepsini öldürdüler " orada donup kaldım gibi vurucu cümlelerin barındığı ..

    yazarının (nerdeyse kitabın sonuna kadar)
    kadın olduğunu düşündüğüm ve erkek olduğunu öğrendiğimde "şaşırdım " dediğim bir kitaptır.

    Sanırım hassas kelimeleri beni böyle düşünmeye sevk etmişti sanki bir kadının ağzından dökülen hassasiyet ...

    Bir sessiz fotoğraflar ,belirsiz tarihler, yok olmuş aileler kitabı'dır ki.. zaman zaman dedektif romanlarından daha akıcıdır.

    Ne zaman ? Nerede?Silahla mı?Gaz odalarında mı? Sorularının beyninizde fırıl fırıl döndüğü dipsiz bir kuyu gibidir..

    Yazarla birlikte sizde uykusuz kalabilirsiniz ..."dört güzel kız " onlara ne oldu ???
    Lorka. .
    Frydka..
    Ruchatz. .
    Bronia ..
    artık isimlerin öğrendiğimize göre onlara dua edebiliriz. ."Eğer isimlerini bilmiyorsanız ölüler için dua etmek mümkün değildir " diyor kitap ..

    Sıradan hayatınızdan uzaklaşmak ..
    Bir yolculuğa çıkmak istiyorsanız bu kitabı okuyun ..
    Yol sizi Bolechow kasabasına götürecek ..
    Batısında Krakow, doğusunda Lemberg ....
    Galiçya_ Macaristan ve Karpat dağlarına yakın. . Eski ve yeni tarihiyle bir göz atın .

    "1942 / 3_4_5 Eylül'ünde Bolechow 'da

    "Erkekler ve kadınlar tavan aralarında saklandıkları yerde yakalandılar ..
    "Yaklaşık 600 çocuk götürüldü ..
    "Insanlar Bolechow meydanında ve sokaklarda öldürüldüler ...

    Ve ..... diye devam eden bir vahşet hikayesi "KAYIP"
    Diğer SAVAŞ hikayeleri gibi ..can yakıcı ve gerçek ..

    Okuyun ..
    Matematiğin insan hayatıyla ölçüsünün ne denli uyuşmaz olduğunu bu kitaplarla ögrenin. .

    Üç gün ..
    1942..
    600_700 çocuk ..
    800_900 yetişkin ..
    2000 esir ..
    Sadece ..
    1 Kasaba ...

    "Bırak ..unut gitsin ,geriye kimse kalmadı " diyenlere inat ..Tarihi canlı tutun ..

    Sevgi ve saygıyla ...

    Dip not : Ikinci dünya savaşında L'viv olarak bilinen Ukrayna şehri o zamanlar L'wow olarak bilinen Polonya şehridir ..
    Kasaba
    Ukrayna versiyonu Bolekhiv olarak geçsede ..
    Lehçe ismiyle ..BOLECHOW dur. .

    .
  • Tarih dipsiz bir kuyu gibidir.
    Ne kadar bakarsanız bakın tam anlamıyla görmek istediğinizi göremezsiniz.