• Jose, farklı tarzı olan bir yazar. Çarpıcı, korkutucu, düşündürücü hatta bu üçü kadar da mide bulandırıcı bir kıyamet senaryosu yazmış. Bilinmeyen bir ülkede başlayan körlük salgınıyla akıl hastanesinde karantinaya alınan bir grup insanın örgütlenerek nasıl yaşam mücadelesi verdiklerini anlatıyor romanda herkes sırayla kör oluyor tek bir kişi hariç ne hikmetse oda doktorun karısı bu kısmı abartı olmuş, bu iğrenç insanlık dramında herkes körse olayları kim görecek mantığı vardı sanırım, en berbat mide bulandırıcı kısmı ise karantinadakiler aç kalınca kadınların devreye girmesiydi toplum yargıları hiçe sayılıyordu ve hikayenin en güzel kısmı hikayenin baş kahramanının bir bayan olmasıydı, hikayenin sonunda herkes görmeye başladı ohhh be şükür dedım, insan ya kör olursam nasıl yaşardım neleri feda ederdim dıye sorguluyor dram ve distopya eser sevenlere hitap ediyor ben dram sevmiyorum. Körlük gözlerle başlayıp kalpler beyinler vicdanlarda devam ediyor herşey köreliyor insanlık ve gerçeklik çok güzel vurgulanmış.
  • Merhaba Değerli Okurlar 


    Bugün sizlerle Uzaktan Kumandalı kız kitabının yorumuyla beraberim  


    #uzaktankumandalıkız #kitapyorumu 


    Öncelikle daha önce çok fazla distopya eser okumadığımı ancak İthaki Yayınları'nın Bilimkurgu Klasikleri dizisini bitirmeyi hedeflediğimi söylemek istiyorum. Türe alışık olmadığınızda bazı terimler zor geliyor ancak zamanla farklı kitaplar okudukça anlamaya başlayacağınızı söyleyerek kitabımıza dönmek istiyorum. 


    Yazarımız kitabımızın önsözünü Ursula K. Le Guin'in yazmasını rica etmiş ve bu istek karşısında Ursula çok mutlu oluyor. Yazarımızın Ursula'dan iki satırlık bir önsöz yazsan yeter oluyor. Ve Ursula başlıyor önsöze; 

    1-)İşte 

    Size birkaç öykü 

    2-)İşte size

    Birkaç öykü 

    3-)İşte size birkaç 

    Öykü 

    4-)İşte size olağanüstü güçlü, hüzünlü, komik ve güzel birkaç Öykü. 

    5-)İşte size 

    Birkaç gerçek öykü 


    Kitabın önsözü tabiki bunlardan ibaret olmuyor yaklaşık altı sayfa olan önsözü ben çok orjinal buldum ve kitaba ısınmamı sağladı. 


    Kitabımızın konusuna dönecek olursak reklamların yasaklandığı bir dünyayla karşı karşıyayız. Reklamlar olmayınca haliyle şirketler satış yapabilmek için farklı stratejiler geliştiriyorlar ve bu durumla mücadele etmeye çalışıyorlar. İnsan eliyle mükemmel bir fiziksel görünüşe sahip canlı üretip, bu canlının popülaritesini kullanarak ürettikleri ürünlerin satılmasını sağlıyorlar. Bu mücadele sonucunda hastalığından dolayı çirkin bir görüntüsü olan P. Burke'nin karşısına hayatının fırsatı çıkıyor ve insan eliyle üretilmiş en güzel canlı olarak bir bedeni oluyor. Yani Delphi ortaya çıkıyor. Kitabın içeriğini burada sonlandırarak yorumumdan bahsetmek istiyorum. 


    Çok güzel bir konu farklı imgelerle çok güzel bir şekilde işlenmiş. Bizi düşünmeye ve hayal etmeye sevk eden kitabımızda güzel farkındalıklar oluşturulmuş. (Farkında olup müdahale etmediğimiz farkındalıklar) Bilim-Kurgu sever arkadaşların çok sevebileceğini düşünüyorum. Merak eden ve konusu ilgisini çeken herkese tavsiye ediyorum. 


    Yeni gönderilerde görüşmek dileğiyle. 

    Sağlıkla, huzurla, mutlulukla kalın  🤗
  • Bilim kurgu ve distopya severler toplaşın :) Çok sevdiğim ve gönül rahatlığıyla önerebileceğim bir kitap okudum. Öncelikle biraz konusundan bahsedelim.

    2100'lü yıllarda dünya nüfusunu büyük oranda yok eden felaketlere sebep olacak bir madde keşfedildi; Şeytanın Gözyaşı. Büyük yıkımın ardından Türk ve Çinli bilim insanları bu maddeyi tamamen kontrol altına alıp kendi lehlerine kullanmayı başardılar. İlk etapta yaşlanma belirli bir yaşa kadar durduruldu, daha sonra da Ölümsüzlük Deneyleri başladı. Deneyler için zenginler parasını, fakirler ise canını sunmak zorunda kaldı. Ölümsüzlüğü elde etmek için öldürülen masumların haddi hesabı yoktu.

    Yıl 2302. Hera lakabıyla anılan Ervin Altan, Hava Kuvvetlerinde askeri pilot. Görünürde Ölümsüzlük Deneyleri'nin büyük destekçisi fakat hakikatte bu caniliği durdurmak için çalışan Proje adındaki gizli bir örgütün üyesi. Sistem, ölümsüzlüğün formülü bulunduğunda kaynak yetersizliğini bahane ederek tüm fakir halk için ölüm emri verecek. Ve bu katliam planını durdurmak isteyen Proje, başarılı bir asker olan Ervin Altan'ı kendisine en çok ihtiyaç duyulan zamanda uyandırılmak üzere cryonics yöntemiyle donduruyor. O zaman geldiğinde Hera, ölümsüzlere karşı başlatılacak olan isyan hareketine liderlik edecek.

    Her şeyden önce kurguyu çok beğendim. Ortada büyük bir emek var, bu belli oluyor. Yazılan hiçbir cümlenin altı boş değil. Bu gibi kurgularda mantık hatasına yer yok, bunun için de büyük uğraş gerekir. Ve yazar hakkıyla bunun üstesinden gelmiş. Ayrıca böyle özenli bir kurguyu bir Türk yazardan okumak gurur verici. Malum, bizden bilim kurgu ve distopya türünde çıkan eser yok denecek kadar az. Hatta bu türde bir kitap yazma riskini göze almak bile büyük cesaret. Kaldı ki kitap popüler pek çok seriye taş çıkartacak kadar güzel. Okurken hiç sıkmıyor, yazarın akıcı bir dili var. Karakter tahlilleri, betimlemeler, diyaloglar ve duyguların okura geçmesi.. Her şeyiyle çok sevdim. Daha önce Ervin kadar güçlü, dayanıklı, kendinden emin bir kız karakter okuduğumu hatırlamıyorum. Çok iyiydi. Ayrıca Kuzey, Araf, Ayda, Ender, Erva her karakteri okumak ayrı zevkliydi.
    Yer yer sevindim, üzüldüm, aşırı heyecanlandım hatta son 30 küsur sayfayı heyecandan zar zor okudum. Proje, bildiğim kadarıyla üçleme olacak bir seri. İlk olarak wattpadde yayınlanmış. Ben pek wattpad okuyor değilim ama bu, o namını duyduğumuz saçma hikayelerden değil. Ve sırf arada çıkan böyle güzel hikayeler yüzünden wattpadi kökten lanetlememeliyiz bence.. Velhasıl okumalısınız diyorum. Mükemmeldi! Devamını merakla bekliyorum !
  • 'Belki de yaşadığım hayat için fazla yaşlanmışmdır.' Cevre kosulları mı bizi kötüye yoğurur, yaptığımız seçimler mi, yoksa kurduğumuz ya da kendimize dahi itiraf edemediğimiz 'carpe diem' dostluklar, arkadaşlıklar,ilişkiler mi? Tabi seçimleri biz yapıyorsak -kendi irademizle-?acaba?

    Hayal kırıklığı, güvendiğimiz ve inandığımız değerlerden yediğimiz kazıklar ve hayatın canını yaktığımız kişilerle tekrar karşılaştırma sürprizi. Bu kitap "distopya"dan öte.Ve bazı yerlerinde bir yüzleşme kitabı belki de..
  • Öncelikle genelde distopya okuduğum için ütopyayı okurken kendimi hayal dünyasının içinde buldum. Tabi ne yazık ki distopyalar gerçekleşirken ütopyaların gerçekleşememesi üzücü. Bundan anlaşılan şu ki; kötüye iyilikten daha çabuk ulaşılıyor. Kitapta, kişisel mülk edinmenin kargaşa yaratacağı mülkün ortak kullanılması gerektiğine vurgulanmış ve hukuk, yasa, eğitim, din, savaş gibi konuların nasıl olması gerektiği anlatılmış. Çoğu konu zaten günümüzde uygulanmaya çalışılmakta. Dediğim gibi sadece çalışılmakta. İnsanların içindeki canavar evcilleştirilmediği sürece çabaları yok edenler elbet çıkacaktır. Ütopya halkının bilime ve düşünceye verdiği değer o ülkenin temelini kuruyor. Zaten düşüncenin değerli olmadığı bir yerde saygısızlık, hırs, egoizm ve kan seli vardır. Son olarak eğitimin, bilimin ve düşüncenin değeri olmadığı bir yerde ütopya hep ütopya olarak kalacaktır.
  • İnsana sınırsız/kayıtsız bir kuvvet vererek ve hayattaki rolünü hayal çapında abartarak ütopya kurmak isteyenler, aslında bu kudret sınırsızlığı ve kayıtsızlığı ile bir distopya yaratmaktadırlar.
  • Fahrenheit 451, adıyla, zamanında yasaklanan kitaplardan biri olmasıyla ve her şeyden daha önemlisi konusuyla her zaman okumak istediğim bir kitaptı. Neden ertelediğim hakkında hiçbir fikrim yok... Her neyse, Fahrenheit 451sonunda okudum.

    Çoğunuzun bildiği üzere kitap bir distopya ve itfaiye teşkilatının amacının tamamen değiştiği bir dönemi konu alıyor. Bu dönemde itfaiyeciler kitapları yakıp yok etmekle görevliler. Kitap okumak, kitap bulundurmak kesinlikle yasak ve bir ihbarla itfaiye kapınıza geliyor, kitaplarınızla birlikte evinizi de yakıyor. Kulağa korkunç geliyor değil mi? Zaten okurken de kendimi çok rahatsız hissettim.

    Fahrenheit 451, görece kısa bir kitaptı ve mesaj verme kaygısının ağırlıklı olduğu bir hikayesi vardı. Bu yüzden eminim ki orijinal dili sade ve anlaşılırdır. Benim okuduğum çeviride ise kesinlikle bir sorun vardı, bundan eminim. Çeviride bir problem olması akıcılığı bozuyordu ve çoğu yerde anlamsız gelen cümleler okuma zevkini de yok etti ne yazık ki.

    Uzun lafın kısası, bilgiye ve kitaplara erişmek bu kadar kolayken okuyun, düşünün, sorgulayın.

    * Bu arada Fahrenheit 451, kitap kağıtlarının yanıp tutuştuğu ısı derecesiymiş