Vay be... Cidden vay be... Gözlerim dolu dolu bitirdim.
Bu arada kitabı okumadım, storytel'den dinledim, seslendirenlerle ilgili bir çift laf etmezsem hatırları kalır, başta Murat Eken olmak üzere hepsi harika iş çıkarmış, tebrik ederim. Storytel'de genellikle bir kitabı tek bir seslendirmen okur, bu yüzden bazen diyalogları takip etmesi ve iç sesi diyalogdan ayırt etmesi zor olur ama bu kitapta her karakteri ayrı bir kişi seslendirdiği için takip etmekte hiç zorlanmadım.
Gelelim kitabın içeriğine... Aslında son kısma gelene kadar fikirlerim oldukça olumsuzdu, hikâyenin kurgusu çok basit, yer yer de klişe gelmişti, hele bazı yan karakterlerin hayat hikâyeleri yeşilçam filmlerinden aşırma gibiydi. Tabii bir kitabı dinleyerek takip etmek, okuyarak takip etmekten daha zor benim için. En basitinden, dinlediğim kitapları çoğu zaman ya yolda ya ev iş yaparken, yani hareket halindeyken dinlediğim için not alma fırsatım olmuyor. O yüzden de bu incelemeyi yazarken sadece hafızamda kalanlara güvenmem gerekiyor. Bir de çapraz okuma işini biraz abartıp aynı anda 6-7 kitaba devam ettiğim için bu kitabı ömrünüze bereket tam 76 günde bitirmişim. Neyse çok uzattım, devam edeyim... Dinlerken baş karakterimiz Arif'in sürekli yazarlardan, filozoflardan alıntılar yapması, o alıntıların üstüne söz söyleyip serbest çağrışımla aklına uçuşan apır sapır düşünceleri paylaşması hoşuma gitmişti. Tabii burada okurken edebi hazdan bayılacağınız, beyninizin yanacağı upuzun cümlelerle, bilinçakışı tekniğiyle yazılmış paragraflardan bahsetmiyorum. Bir arkadaşınızla muhabbet ederken kuracağınız basitlikte ve bazen de küfür içeren cümleler işte.
Sevdim mi sevmedim mi arada kaldığım bir diğer konu da Arif'in tüm sohbetlerine yedirdiği genel kültürüydü. Yani sevgilisiyle Guinness marka bira içiyor ve
Bir kitap düşünün okuması tahlilinden kısa sürüyor. 10 dk okuyorsun ama çok zamanlar düsünuyorsun. Bu kitapta dışlanmak var ötekileştirme var gormezden gelme var hem bilinç hem bilinçsizlik var. Bu ağır mevzuların hepsine aynı anda değinebilen ipincecik kitap. Herkes okuyamaz , okuyan kurtulamaz.
Atları Da Vururlar - Horace McCoy
Çeviren:Emirhan Burak Aydın
Amerika'da büyük buhran dönemi. Gloria ve Robert isimli iki genç. Gloria aktrist olmak istiyor, Robert da yönetmen. Ama işsizlik, ekonomik kriz hat safhada. Kapitalizmin gücü de aynı şekilde. Yiyecek yemeği ve hatta yatacak yeri dahi olmayan gençlerin başvurduğu bir dans yarışması başlar ve Robert ile Gloria da bu yarışmaya başvurur. Yarışmanın şartları ağırdır. 1 saat 50 dk dans, 10 dk mola. Ama gençler dışarıda o kadar kötü şartlardalardır ki, yarışmada bu tempoya rağmen düzenle yemek ve yatacak yer olduğu için kilo bile alırlar.
Okuyunca ne kadar etkili bir hikaye değil mi? Bu hikayede özellikli Gloria'nın cümleleri bize dönemin gençlerinin içinde bulunduğu bunalıma, ruh hallerini, hedefsizliğini çok güzel anlatıyor.
Bazı eserlerini neden kült olduğunu okuyunca daha iyi anlıyorsunuz.
Tersinekitap iyi ki yeniden basmış bu seriyi.
Normalde okuduğum kitapların filmini/dizisini izlemeyi sevmem ama o kadar güzel yorumlar var ki, hemen filmi izlemeye gidiyorum.
Siz daha duruyor musunuz?
Önerimdir, okuyun efendim.
Her sayfasından keyif alarak okuduğum, bir günde biten miss gibi bir gerilim. Her bölümden sonra he tamam ya böyle bitecek, he tamam şimdi çözdüm oluyorsunuz ama sonuç bambaşka. Tatmin edici birden fazla ters köşesi ile kitabi bitirip kapatinca 1 kac dk duvara baktırıyor.
Taş Kâğıt MakasAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20238,3bin okunma
şu kadının kitaplarının sonunda yuzum 3 dk boyunca :○ şöyle kalıyo ya cıldırıyorumm!!!! bu kitabın cok haterını gordum ama ben begendim ya son 2 sayfada gram beklemedigim yerden vuruldum yine..
Dorling Kindersley’in hazırladığı Mitoloji kitabı, mitolojiye giriş yapmak isteyenler için gerçekten akıcı ve sıkmadan ilerleyen güzel bir kaynak olmuş. Zaten DK’nin en sevdiğim tarafı tam da bu; ağır ve akademik konuları görseller, kronolojik anlatım ve sade bir dille herkesin okuyabileceği hâle getirebiliyorlar. Özellikle bilgi kitaplarında dünyada bu işi en iyi yapan yayınevlerinden biri olduklarını düşünüyorum.
Kitap kaostan başlayıp önce Titanları, ardından 12 Olimpos tanrısını, sonra kahramanları, trajedileri ve aşk hikâyelerini anlatıyor. Yunan mitolojisiyle başlayan anlatım daha sonra Roma ve diğer medeniyetlerin mitlerine doğru genişliyor. En güzel yanı ise olayları çok boğmadan, başlangıç seviyesinde ama merak uyandıracak şekilde aktarması. Aslında kitap bize birçok farklı kaynakta bulunan bilgilerin daha kısa, toparlanmış ve okunabilir bir versiyonunu sunuyor. Bu yüzden de okurken sıkılmıyorsunuz. İlginizi çeken bir tanrı, kahraman ya da hikâye olduğunda, sonrasında daha detaylı kaynaklara yönelmek için güzel bir başlangıç noktası oluyor.
Benim kitabı sevme nedenim ise en çok Yunan mitolojisinin anlatım tarafı oldu. Çünkü diğer birçok mitolojide tanrılar ve kahramanlar genelde yenilmez, kusursuz ve duygusuz figürler gibi anlatılıyor. Bu da bir noktadan sonra uzak hissettiriyor. Ama Yunan mitolojisi öyle değil. Zeus’tan Hera’ya, Ares’ten Afrodit’e kadar herkesin insanlara çok yakın tarafları var. Kıskanıyorlar, öfkeleniyorlar, hata yapıyorlar, entrikalar kuruyorlar, aşık oluyorlar. Kahramanlar da aynı şekilde korkuları, hırsları ve zaafları olan karakterler. Belki de bu yüzden Yunan mitleri yüzyıllardır diğer mitolojilere göre daha fazla ilgi çekiyor; çünkü insan doğasına en yakın olanlar onlar gibi hissettiriyor.
Kısacası, mitolojiye yeni girmek isteyen