Bizi tanımlayan tarihi yazarken yalnızca kayıtı başarılarımızı ve
başarısızlıklarımızı mı hesaba katmalıyız? Bu değerlendirmeye özlemlerimizi de dahil etmek daha adil olmaz mı? Gerçekleştirilememiş olmaları insanlığın özlemlerini daha az gerçek kılmaz.
Çünkü o şatafatlı alaycılığına rağmen günümüz insanı, umutsuzca ve gizlice, hâlâ insana inanma ihtiyacı duyuyor.
Ama bunca hayal kırıklığından sonra sanırım bunu kabul etmeyi
kendine yediremiyor. Umut sözcüğüyle oynayıp durması bundan:
İnsan, insana inanma ihtiyacına direniyor.
Bugün giderek daha fazla insan bir ekonomik modelin çöküşüne tanıklık ettiğimizin farkında olsa da șu soru hâlâ gerçeküstü:
Yıkılmış bir kapitalizmin bitpazarı nasıl olurdu? Öyle sanıyorum ki, milyarlarca gereksiz eşyanın yanı sıra, bireysel başarı üzerine self-help kitaplarından oluşan bir yığın ve başarısızlığın sorun olmadığını söyleyen aynı büyüklükte başka bir kitap yığını olurdu. Ama en büyük iki yığını, umudu yeniden keşfetmeye çalışan ve umutsuz distopyalardan söz eden kitaplar oluştururdu.