Semenderlerle Savaş, İthaki Bilimkurgu Klasikleri etiketiyle yayımlanmış bir kitap. Bu nedenle daha kitabın kapağını açmadan okurda bilimkurgunun önemli bir eserini okuma hevesi ve beklentisi oluşturuyor. Ne var ki kitabı bitirdiğimde aklımda kalan ilk soru şuydu: “Gerçekten bir bilimkurgu klasiği mi okudum, yoksa bu etiket biraz fazla mı iddialıydı?”
Kısaca kitaptan söz edelim. Roman, zeki bir semender türünün keşfedilmesiyle başlıyor. Başta masum görünen bu keşif, kısa sürede küresel bir sömürü düzenine dönüşüyor. Semenderler ucuz iş gücü olarak kullanılıyor, devletler ve şirketler bu yeni işgücü kaynağını paylaşma yarışına giriyor. Çapek, bu süreç üzerinden kapitalizmi, emperyalizmi, ırkçılığı ve insanın bitmek bilmeyen açgözlülüğünü sert bir hicivle eleştiriyor. Hikâye ilerledikçe gazete kupürleri, raporlar ve farklı anlatım biçimleri devreye giriyor; roman giderek bir anlatıdan çok fikirler toplamına dönüşüyor.
Kitap, fikir olarak kuşkusuz zeki ve dönemine göre de cesur. Ancak okur olarak beni pek yakalayamadı. Özellikle sonlara doğru konunun dağılması, metnin giderek didaktik bir anlatı şekline dönüşmesi ve karakterlerle bağ kurmanın neredeyse imkânsız hâle gelmesi, okuma hızımı ve ilgi düzeyimi ciddi biçimde düşürdü. Bir noktadan sonra hikâyeyi merak ettiğim için değil, bitirmek için okudum. Sayfalar ilerledikçe sıkıldığımı inkar edemem.
Bu noktada İthaki Yayınları’na küçük bir parantez açmak gerekiyor. “Bilimkurgu Klasikleri” etiketi, ne yazık ki giderek bir pazarlama aracına dönüşmüş gibi duruyor. Semenderlerle Savaş tarihsel ve edebi açıdan önemli olabilir; ama bugün, her okura rahatlıkla “bilimkurgu klasiği” diye önerilecek bir kitap mı? Bence hayır. Bu tür etiketler, okurun beklentisini yükseltiyor ve karşılığını alamadığında hayal kırıklığı kaçınılmaz