İngiliz yalanı insandaki şehveti iğdiş eder ve yetişkini boyunduruğu altına alır, ama çocuklar henüz duyularını cennetimsi bir kayıtsızlık içinde yaşamaktadır, onlar henüz İngiliz değildir, bilakis sadece küçük parlak insan çiçekleridirler, renkli dünyaları henüz İngiliz ikiyüzlülüğünün sisi ile gölgelenmemiştir. Dickens da burada, kendi İngiliz burjuva vicdanı tarafından rahatsız edilmeden hareket edebildiği yerde, ölümsüz şeyler yaratmıştır.
Dickens'ta alçaklar bile hakiki anlamda ahlaksız değildir, onlar bile bütün kötü içgüdülerine rağmen sönüktürler. Bu İngiliz maneviyat yalanı onun eserlerinde bir damga gibi durur; ikiyüzlülüğün görmek istemediğini görmeyen şaşı bakışları Dickens'ın gerçekleri hisseden bakışlarını başka yöne çevirir.
Dickens onları serbest bırakmak yerine duyguları sansür eder: Balzac gibi onların temel taşkınlığına izin vermez, tersine onları barajlar ve hendeklerle kanallara, burjuva ahlakının ahlaki değirmenini döndürecekleri yere yöneltir.