Kalbin kapıları vardı. Korunması kolaydı. Ama vesvese, kapıları bir bir aşarak girmiyor, kalpte doğuyordu. Olan doğrudan kalp evinde, gönül hanesinde oluyordu.
Havva Âdem için, benim değil ben'di. Ben değil sen'di. Hasılı bu insan çiftinden hiçbirisi bir tek ve kendisi için değildi.
Ne Havva Âdem'e eşit.
Ne Âdem Havva'dan üstün.
Eşitliğin muteber ölçü olmadığı bir her zaman endazesinde eşit değil denklerdi.
Bu kadar farklı ama bu kadar birbirine göre. İkisinin varlık nedeni, başka bir hesabın rakamlarıyla yazılı:Bütünleyici.
... Havva'yı tam anlamıyla anlayıp kavrayamadı. Açtı da açıklayamadı.
Ama yine de ondan aklında en fazla kalan renkti, ışıktı, karanlıktı.
Belli ki o, saf değil sarmaşıktı. Berrak değil katışıktı, kadındı karmaşıktı.
Âdem'in Havva'ya bu ilk bakışı cennette bile kalbe sığmayan aşkın arı duru bakışı.
Her görüşünde ilk kez görür gibi.
Her bakışında son kez bakar gibi.
Ama Âdem kendisine ne olduğunu anlayıp da ilk anda aşkın adını koyamadı. Neden sonra bir baktı ki Kelimeler Kitabı'na. Sıradan insanlar aşk diyeceklerdi bu erimenin, bir'ikmenin, bu bir'leşmenin adına.