“Herkes hayatina ve nefsine dikkat etse, bir ruh-u
bakîyi anlar. Evet, her bir ruh kaç sene yaşamiş ise, o
kadar beden değiştirdiği hâlde, bilbedâhe aynen bâki
kalmiştir. Öyle ise: Madem ceset, gelip geçicidir. Mevt
ile bütün bütün çiplak olmak dahi rûhun bekasina te’sir
etmez ve mahiyetini de bozmaz. Yalniz, müddet-i ha
yatta, tedricî cesed libâsini değiştiriyor. Mevtte ise birden
soyunur. Gayet kat’î bir hads ile belki müşâhade
ile sâbittir ki, ceset ruh ile kaimdir. Öyle ise; ruh, onun
ile kaim değildir. Belki ruh, binefsihî kaim ve hâkim ol
duğundan; ceset istediği gibi dağilip toplansin; rûhun
istiklâliyetine halel vermez. Belki, ceset, rûhun hânesi
ve yuvasidir, libâsi değil. Belki rûhun libâsi, bir derece
sâbit ve letafetçe rûha münâsip bir gilâf-i lâtifi ve
bir beden-i misâlîsi vardir. Öyle ise, mevt hengâminda bütün bütün çiplak olmaz, yuvasindan çikar, beden-i misâlîsini giyer.