Benim cam fanuslarda büyüttüğüm o muhlis aşkın ayağı takılmış ve çakıl taşlı yolda dizi fena hâlde yaralanmıştı. Şimdi canı bunca yanıyorken, “Ağlama, yok bir şey,” diyebilir miydim ona? Bir miktar sızlayacaktı çaresiz.
Bir şehrin içinde yaşayanlar fark etmezler şehirlerin yavaş yavaş öldüğünü. Her gün aynı manzaraya maruz kaldıkları için sistematik olarak duyarsızlaşmışlardır. Lakin şehre dışarıdan gelen biri kolaylıkla fark eder şehrin solan benzini, bükülen belini ve güçlükle aldığı hırıltılı nefesini.
Evimin orta yerine düşen o yıldırımın ardından bilseydim dilhun yüreğime böyle bir teselli gelecek, zemheri kışı yaşıyorum zannederken hayatımda masmavi bir bahar yeşerecek, gözyaşlarıma hiç yazık eder miydim?