Küçük kentsoylu ailelerde pek sık rastlandığı gibi, geceleri anne ve babasıyla aynı odada yatan bir oğlan, henüz dilinin yeni çözüldüğü bir yaştayken ikide bir, hatta düzenli olarak annesiyle babası arasında geçen cinsel olayları izlemek, bunları yer yer gözlemleyip hatta işitmek fırsatını bulmuştu. İleride ilk pollusyonun (düş azması) hemen ardından, kendini açığa vuran bu nevrozda hepsinden önce baş gösterip, en çok rahatsızlık veren belirti uyku bozukluğu olmuş, geceleri olası gürültüye karşı oğlanda alabildiğine bir duyarlılık belirmişti. Bir kez uyanmasın, artık gözüne uyku girmiyordu. Uyku durumunda beliren düzensizlik, tam bir uzlaşma ürünüydü. Yani hem oğlanın bir vakit algılanmış duyumlara karşı kendini savunmasının dışavurumuydu, hem aynı olaylara kulak kabartabilmesini sağlayan uyanıklığı, yeniden ele geçirmeye yönelik bir çaba anlamını taşıyordu.
Söz konusu gözlemle, daha erken yaşta saldırgan bir erkeklik duygusunun ruhuna yerleştiği oğlan, küçük penisini eliyle uyarmaya başlamış, babasıyla özdeşleşme yoluna gidip, onun yerine kendisini geçirerek annesine karşı çeşitli cinsel saldırılara girişmişti. Bu bir vakit böyle sürmüş, sonunda annesi oğlanın penisine elini dokundurmasını yasaklamış, ayrıca durumu babasına haber vereceğini ve babasının da ceza olarak o günahkar penisi, kesip alacağını söyleyerek çocuğun gözünü korkutmuştu. Bu iğdiş tehdidi de alabildiğine güçlü bir travma etkisi gösterip, oğlanı cinsel etkinlikten vazgeçmeye zorlamış, karakterinin değişmesine yol açmıştı. Oğlan, kendisiyle özdeşleşmekten vazgeçtiği babasından çekinmeye başlamış, ona karşı pasif bir tutum takınmış, zaman zaman birtakım yaramazlıklara kalkışıp babasını kışkırtarak, onun kendisi için cinsel anlam taşıyan bedensel cezalandırmalara başvurmasını sağlamış, babası