Döne Güler

... Büyük alemde her ne varsa, hepsinin benzerini kendi vücudunda bulup; vücudun bir küçük âlem olduğunu bilip, kendi nefsine gelesin
Sayfa 62·Kitabı okuyor
Reklam
Onu düşünmekten kendimi alamıyordum. Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.
“Daha çok anlat,” dedim. “Hoşuna gidiyor mu?” “Çok. Elimden gelse, seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.” “Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?” “Gider gibi yaparız.”
Sana veda etmeye geldim.” “Veda mı?” “Öyle. Görüyorsun, beş para etmeyen biriyim; dayak yemekten ve kulaklarımın çekilmesinden bıktım. Bir fazla boğazdan kurtaracağım onları…”
Uzun uzun burnumu çektim. “Önemi yok, onu öldüreceğim!” “Ne diyorsun sen, küçük; babamı mı öldüreceksin?” “Evet, yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones’un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek… Ve bir gün büsbütün ölecek.”
Reklam