Lazlo cevaplar için yola çıkmak istiyordu. En büyük, en cesur, en büyüleyici hayali buydu. Dünyanın öbür ucuna gidip gizemi kendisi çözmek istiyordu.
Elbette böyle bir şey imkansızdı.
İyi de imkansızlık hayalcinin hayal kurmasına engel miydi?
“Hayat öylesine yaşanmaz çocuk, hayatı yaşanır kılman gerekir. Unutma. Tutkuyı ihmal ettiğinde ruh körelir.”
“Benim ruhum gayet iyi durumda.”
“O zaman fena halde yanlış yoldasın. Gençsin. Ruhunun, iyi olması değil coşkun olması gerekir.”
Tanıdığın düşman tanımadığın dosttan yeğdir. Yoksa değil midir? Güç yozlaştırır. Mutlak güç muhakkak yozlaşır. Parlayan her şey altın değildir. Hiçbir şey mutlak değildir, ölüm ve vergiler dışında.
Ruhum onu hatırlar mıydı? Küçük bir parçam hatırlamaması için dua etti ama geri kalanı daha iyi biliyordu. Onu seviyordum. Hem de çok. Böyle bir aşk sadece kalpten ve zihinden oluşan bir şey değildi. Hissedilecek ve sonunda unutulacak, insana dokunmadan dokunulabilecek bir şey değildi. Hayır...bu aşk başka bir şeydi. Geri alınamaz bir şey. Ruhun bir parçasıydı.