“Ağabeyim ayağa kalktı, evvela kapı, pencere, sonra teras tarafına döndü, nihayet eski vaziyetine geldi; bu dünyada bir adım atacak hiç bir istikamet kalmamış gibi kendi noktasının ümitsizliğine mıhlanarak yüzünü buruşturdu ve mırıldandı:
-Acı!”
Rüzgarlı bir sonbahar akşamıydı. Sağ tarafımız, koyu kurşunîden laciverte doğru kirli nüanslarla çırpınan denizin rengi, yaklaşangeceyi emerek çürüyordu. Soğuk havada ruhlarımıza kadar giren bir kasvet vardı Konuşamıyorduk. Aramızda his intikalleri gittikçe zayıflıyordu. Meral’in soğuk avucumdaki eli buz gibiydi.