Yeraltı Adamı'nın bu karanlık, gizli ve utanç dolu sefahat maceraları, onun toplumdan kaçarken kendi inşa ettiği o zindana nasıl gönüllü olarak kilitlendiğini gösterir. En iğrenç anlarda bile peşini bırakmayan o lanetlenme hissi, aslında vicdanının tamamen ölmediğinin, aksine ona daha da büyük bir azap vermek için uyanık kaldığının bir kanıtıdır. Hem bu bataklığa çekilmek hem de yakalanma korkusuyla titremek, onun o bildiğimiz uçlardaki varoluş sancısının en somut halidir.
Yeraltı Adamı'nın hissettiği bu yoğun utanç duygusu, onun toplumsal ahlak kurallarını içten içe önemsediğini gösterir, aynı zamanda sadece kendi zihnindeki kusursuz entelektüel imajın yıkılmasına duyduğu bir öfkedir.