Uğur Fatih Alp

Uğur Fatih Alp
@dostoyevzsche
Okuduklarım, izlediklerim ve yazılarım. Kitaplar / Film-Dizi Alıntılar / İncelemeler
Radyo - Televizyon Yayıncılığı
Üniversite
Esenyurt - İstanbul
Bakırköy / İstanbul, 21 Temmuz 1988
36 okur puanı
Ekim 2019 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
İnsan refahtan başka şeyi de sevemez mi? Belki ıstıraptan da aynı derecede hoşlanıyordur? Hatta ıstırabın saadet kadar faydalı olması da mümkündür, insanın sırasında acıyı ihtirasa varan derecede sevdiği bir gerçektir. Bunu anlamak için dünya tarihine başvurmaya lüzum yok, hayatın ne olduğunu bilen bir insansanız kendi kendinize danışın, yeter. Şahsi kanaatime göre, yalnız refahı sevmek ayıptır bile. İyi midir, fena mıdır orasını bilmem ama, bazen bir şey devirip kırmanın da kendine göre tadı oluyor. Bu bakımdan ne başlı başlına ne refahı ne de ıstırabı tutarım ben.
Reklam
Kitapyurdu Whatsapp İndirim Anketi Sizin Oyunuz, Sizin İndiriminiz! 🗳️✨ Kitaplığındaki o boş yeri doldurmanın tam vakti!Hangi kitabın fiyatı %50 düşsün istersin? Seçenekler arasında Ahsen / Mehmet Yıldız, Ben Şeytanın Oğluyum / Jean-Christophe Grangé, Zeytin Ağaçlarının Arasında / Peren Birsaygılı Mut, Bir Kereden Bir Şey Olur / Ahmet Yılmaz var. ​🔥 Karar senin, indirim senin! ​🕛 Anket yarın 12.00’de sonuçlanıyor ve büyük indirim hemen ardından başlıyor. ​📍Yarın gece 24.00'e kadar sürecek bu fırsatı kaçırmamak için yerini al. ​Hemen oyunu kullan, favori kitabını yarı fiyatına kap: 👉 bit.ly/3y5sBOD
📕 Ufuk Yolculuğu / Javier Marías Javier Marías, henüz genç bir dehanın ayak seslerini taşıyan Ufuk Yolculuğu ile okuru, sadece klasik bir macera sinemasının dehlizlerine değil, aynı zamanda insanın zamana ve kendi kaderine karşı verdiği o bitmek bilmeyen arayışın tam ortasına bırakıyor. Konusu: Javier Marías’ın yirmi yaşındayken yazdığı ikinci romanı Ufuk Yolculuğu XIX. yüzyıl sonlarının büyük macera romanlarına sevgi dolu –olduğu kadar biraz da alaylı– bir saygı duruşu; iç içe geçmiş hikâyelerden oluşan bu roman da aynı onlar gibi cüretkâr bir deniz yolculuğunu konu alıyor: Servet sahibi, sıradışı, “geçmişinden neredeyse bütünüyle pişmanlık duyan” Kaptan Kerrigan Güney Kutbu’na bir yolculuk düzenler. Bu maceraya birtakım edebiyatçı, sanatçı ve bilim insanı katılacaktır sadece. İç yüzü anlaşılamayan bir adam kaçırma vakası, gizemli el yazmaları, Edward devri hanımları, ölümcül düellolar ve büyüleyici deniz manzaraları arasında Ufuk Yolculuğu heyecanlı, sürükleyici, çalkantılı bir hikâyeler silsilesi. Nihayetinde Ufuk Yolculuğu, sadece biten bir hikayenin son sayfasını değil; belleğin, anlatılan anıların ve her insanın kendi ufkuna doğru çıktığı o dönüşü olmayan yolculuğun zihnimizde bıraktığı silinmez izleri geride bırakıyor.
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski bugün yaşasaydı, Rusya'da hangi futbol takımını tutardı? Yoksa futbolla hiç ilgilenmeyip herhangi bir kulübü desteklemez miydi? Bu sorunun kesin bir cevabı yok; çünkü Fyodor Mihayloviç Dostoyevski futbolun Rusya'da kitlesel bir spor hâline gelmesinden önce öldü. Futbol, Dostoyevski'nin yaşadığı dönemde Rus toplumunda neredeyse hiç yer tutmuyordu. Bu yüzden hangi takımı tutacağına dair tarihsel bir veri bulunmuyor. Ama edebiyat ve kişiliğinden hareketle eğlenceli bir tahmin yapılabilir: • Dostoyevski aristokrat çevrelerden çok sıradan insanlara, yoksullara, dışlanmışlara ilgi duyuyordu. • Devlet kurumlarına ve bürokratik güce karşı mesafeli, insan ruhunun karmaşıklığına yakın bir yazardı. • Kumar tutkusu vardı; risk, tutku ve trajedi onu cezbediyordu. Bu açıdan bakınca, günümüz Rus futbolunda devlet gücünü veya zenginliği temsil eden kulüplerden çok, daha "halkın takımı" olarak görülen kulüplere sempati duyabileceği düşünülebilir. Muhtemel adaylar: • Spartak Moskova — Tarihsel olarak "halkın takımı" imajına sahip. Dostoyevski'nin eserlerindeki sıradan insanlarla en çok örtüşen kulüp olabilir. • Zenit Saint Petersburg — Dostoyevski'nin doğduğu ve hayatının büyük bölümünü geçirdiği şehir olan Saint Petersburg ile bağı nedeniyle destekleyebilirdi. • Dinamo Moskova veya CSKA Moskova ise devlet ve kurumlarla ilişkileri nedeniyle onun karakterine biraz daha uzak görünebilir. Fakat daha ilginç bir ihtimal de şu: Dostoyevski belki de hiç takım tutmazdı. Romanlarına bakınca insanların tutkularını gözlemleyen biri olduğu görülür. Tribünde oturup taraftarların öfkesini, umudunu, inancını ve hayal kırıklığını izlemek; bir takıma bağlanmaktan daha çok ilgisini çekebilirdi. Hatta bir derbiyi izledikten sonra, taraftar psikolojisi üzerine 800
İnsan hercai, bir dalda durmaz bir yaratıktır ve belki de satranç oyuncuları gibi gayeyi değil, gayeyi giden yolu sever. Kim bilir (emin olamayız tabii) belki de insanların yeryüzünde ulaşmaya çalıştığı tek gaye, bu gayeye ulaşma yolundaki daimi çaba, başka bir deyişle hayatın ta kendisidir.