"Beni ölüme yollarken siz benden çok korkuyor olabilirsiniz." Bu sözler inançları için diri diri yakılan Giordano Bruno’ya ait olsa da, aynı dönemde İtalya’nın bir dağ köyünde, o muazzam din iktidarına aynı cesaretle meydan okuyan yoksul bir değirmenci vardı: Menocchio. Carlo Ginzburg, resmî tarihin unutturmak istediği bu sıra dışı köylünün izini sürüyor ve bizi düşünmenin en tehlikeli, en asil olduğu çağlara götürüyor.
Konusu:
On altıncı yüzyılın sonları. İtalya'nın bir dağ köyünde herkesin Menocchio dediği bir değirmenci yaşar. Latincesi kıt olan bu yoksul köylü koskoca Engizisyon'a meydan okur. Eline geçen, halk diline çevrilmiş, içlerinde Kuran'ın da bulunduğu bütün kitapları okuyan Menocchio, o karanlık çağda kendi evren kuramını yaratır. Ona kalırsa dünya, kaostan, bozulan peynirde oluşan kurtlar gibi türemiştir. Tanrı, gücünü herkese; "Yahudiler'e, Türkler'e, Hristiyanlar'a ve hatta sapkınlara" eşit olarak vermiş, kimseyi kayırmamıştır. İsa'ya gelince, o da sıradan, yoksul bir köylüdür. Cehennem de araf da papaz ve keşişlerin halkı soymak için uydurdukları şeylerdir.
Engizisyon karşısında bir türlü geri çekilmeyi bilmeyen bu bilgiye susamış köylü, bütün din iktidarını karşısına alır. Yargıçlarına, "beni ölüme yollarken siz benden çok korkuyor olabilirsiniz," diyen ve inançlarını inkâr etmediği için diri diri yakılan matematikçi filozof Giordano Bruno ile aynı dönemde Engizisyon tarafından ölüme mahkûm edilir.
Menocchio, tıpkı çağdaşı Bruno gibi, inatla ve tutkuyla savunduğu fikirlerinin bedelini ölüme mahkûm edilerek ödedi. Ancak arkasında, güce ve dogmaya boyun eğmeyen, düşünen insanın o ölümsüz direnişini bıraktı. "Peynir ve Kurtlar", sadece bir tarih kitabı değil; cehaletin karanlığında tek başına bir fener yakmaya çalışan bir köylünün sarsıcı felsefi