Uzun zamandır "Klasik eserler mutlaka okunmalı mı, hemen her yerde karşımıza çıkan bu eserlerin tümüne zaman ve bütçe ayırmalı mıyız?" diye düşünürken bir taraftan da söz konusu kitaplardan okuma rutinime birer birer serpiştiriyordum. Bunlardan biri de Martin Eden oldu. Kitabın başlarda hareketli olay örgüsü 100-150 sayfa ilerletse de ana kahramanın yazma-reddedilme-tekrar yazma döngüsü o kadar çok uzatılmış geldi ki kendimi bu kalın kitabın kısır döngüsünde ve Martin bey'in sinirlerimi zıplatan inatçı ve saf aşık karakterinde sıkışmış hissettim. Sonuç olarak kitabın bitmesi 4 ayı buldu. Bana göre onun hayattaki en büyük amaca ulaştıktan sonra düştüğü ve onu intihara sürükleyen boşluk psikolojisine yazar olma sürecinden daha uzun yer verilseydi kitap su gibi giderdi. Sonrasında kendimi kült, klasik, popüler, ünlü vb. şeklinde nitelendirilen kitaplar için yapılan "mutlaka okunmalı" şeklindeki ezberî yorumları sorgularken buldum. Her yazılan her okuyana hitap etmiyor sayın okuyucular. Zaman ve bütçe bir yana, okuma hazzı kaybolursa ne fena...